Focus Club Tr
Bu site kapanmıştır.
YENİ sitemiz; www.FocusClubTr.com




 
AnasayfaTakvimSSSKayıt OlGiriş yap
uA_Y_C_A
9260 Mesajlar - 29%
YSF
5163 Mesajlar - 16%
esmerce
4642 Mesajlar - 14%
BARAN
3931 Mesajlar - 12%
drmert
2899 Mesajlar - 9%
siyah&beyaz
2446 Mesajlar - 8%
ALPER
1150 Mesajlar - 4%
madmax5
1092 Mesajlar - 3%
Anchowy61
914 Mesajlar - 3%
Samet Özeren
688 Mesajlar - 2%

Paylaş|

(( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. ))

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4 ... 8 ... 14  Sonraki
YazarMesaj
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Ptsi 26 Nis. - 16:26

ANZAKLI ÖMER’İN HİKAYESİ
Ocak 7, 2007

ANZAKLI ÖMER’İN HİKAYESİ”1957 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD’ye giden doktor Ömer Musluoğlu görev yaptığı hastahanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor:

“Amerika ‘ya gittiğim ilk yıllar ( 1957) lisanım pek o kadar iyi değil.newyork’da Medical Center Hospital adlı bir hastahanede görev almıştım. Fakat vazifem kan almak,kan vermek,serum takmak,elektrokardiyoğrafi çekmek gibi işler.. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direk olarak hasta muayenesine ,tedavisine verilmiyıor. Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum.

Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam. Tahminen yetmiş beş yaşlarında tabii kendisi ile ingilizce konuşuyorum.

Kan vereceğim kolunuzu açar mısınız?

Çünkü adamcağız kanser hastası olduğu halde üstelik kansızdı. Elimde kan torbası da var tabii ki.. pazusunu açtım. Baktım pazusunda dövme şeklinde bir Türk bayrağı var. Çok ilgimi çekti benim. Kendisine sormadan edemedim.

Siz Türk müsünüz?

Kaşlarını yukarıya kaldırarak ” Hayır “manasına işaret yaptı. Ama ben hala merak ediyorum:

Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir?

“Aldırma işte öylesine bir şey dedi. Ben yine ısrarla dedim ki:

Fakat benim için bu bayrak çok önemli. Dikkatimi çekti. Çünkü bu benim milletimin bayrağı,benim bayrağım…

Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve mırıltı halinde sordu:

Siz Türk müsünüz?

Evet Türk’üm….

İhtiyar gözlerime bakarak tanıdık bir göz arıyor gibiydi. Anlatmaya başladı:

Yıl 1915. Sen hatırlamasın o yılları. Çanakkale diye bir yer var Türkiye’de .orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben Anzak’tım Avustralya Anzaklarından …

İngilizler bizi toplayıp dediler ki: “Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda . birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir.” Biz de inandık sözlerine vaadetlerine… Savaşmak isteyenler arasına katıldık.

Avustralyalı Anzak ihtiyar anlatmaya devam ediyordu:

Bizim yıkayan İngilizler,Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale’ye sevkediyorlarmış. Bizi gemilere doldurup Mısır’a getirdiler o zaman . Mısır’da şöyle böyle birkaç ay talim gördük. Atış talimi . ondan sonra da bizi alıp Çanakkale’ye getirdiler.

Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor,gökyüzünde havai fişekler ,geceyi gündüze çeviriyordu zaman zaman…

Her taaruzunda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti uzaktan gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer barbarlıktan değil,kalplerinde ki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş . bunu nereden anladığımı söyleyeyim.

Biz karaya çıktık. Taarruz edemiyoruz. Bizi püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Bizi tekrar püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipçik darbesiyle kendimden geçmişim.

Meraktan ağzım açık yaşlı Avustralyalıyı dinliyorum. Savaşın dehşetli anılarını anlatırken hastalığına rağmen tir tir titremeye başlamıştı. Devam etti:

Gözlerimi açtığımda kendimin yabancı insanların arasında gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize Türkleri barbar,vahşi kimseler olarak tanıttı ya…

Ama dikkat ettim. Yaralarımı sarmışlar. Bana hiç de öfkeli bakmıyorlar. Kendime geldim iyice bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki; kendi kendime:

Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürdüler. Ama öldürmüyorlar… Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi. Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı.

Bu duygularla “Yazıklar olsun bana” dedim. “Böyle asil insanlarla niye ben savaşıyorum ben . Niye savaşmaya gelmişim. Bu İngiliz milleti ne yalancıymış ne kadar Türk düşmanıymış”diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki… Bu iyiliğe karşı ne yapsam düşündüm durdum günlerce…..

Nihayet bize serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. İşte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövme Türk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu işte.

Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti:

Talihin cilvesine bakın ki o zaman ölmek üzere iken yaralarıma iyileştirerek ,sıhhate kavuşmama çaba sarfeden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileştirmeye çaba sarfeden bir Türk…

Ne garip değil mi? Avustralya ‘dan Amerika’ya gelirken bir Türkle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar… Buna bütün kalbimle inanıyorum.

Peşinden nemli gözlerle “Bana adınızı söyler misiniz? Dedi. “Ömer” cevabını verdim. Gayet merakla tekrar sordu:

Peki niçin Ömer ismin, vermişler sana ?

Babam müslümanların ikinci halifesi isminden ilham alarak bana Ömer adını vermiş.

Yahu senin adın müslüman adı mı ?

Ben “Evet, Müslüman adı” deyince yüzüme baktı baktı,birden doğrulmak istedi. Ban mani olmak istedim. Israr etti.

Ama niye ısrar ediyordu?

İhtiyarın ısrarına dayanamayıp yatakta oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu soluydu. Yüzüme bakarak dedi ki:

Senin adın güzelmiş. Benim adım şimdiye kadar Mr. Josef Miller idi. Şimdiden sonra “Anzaklı Ömer” olsun.

Olsun

Peki doktor beni müslüman eder misin?Müslüman olmak zor mu ?

Şaşırdım. Nasıl da birdenbire Müslüman olmaya karar gelmişti. Meğer o yaşa gelinceye kadar içten içe hep düşünüyormuş da kimseyle konuşamadığı için ,soramadığı için konuşamıyormuş..

Tabii dedim müslüman olmak çok kolay.

Sonra kendisine imanın ve İslamın şartlarını anlatırım. Kabul etti. Hem kelime-i şahadet getiriliyor, hem de çocuklar gibi ağlıyordu.

Yaşlılık bir yandan,hastalık bir yandan b,ir de yıllardan beri içinde kavuşmak isteyip de bilemediği için kavuşamadığı İslamiyet’e olan hasretin sona ermesi bir yandan bu yaşlı gönlü duygulanmıştı. …Mırıldandı:

Siz müslümanlar tesbih çekersiniz bana da bir tesbih bulsan da ben de yattığım yerden tesbih çekerek Allah’ımı ansam olur mu?

Bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaş esnasında Hakkı’ı zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Neyse uzatmayayım hemen bir tesbih bulup kendisine getirdim.

Hasta yatağında tesbih çekiyor,biz de gerektiğinde tedavisiyle ilgileniyorduk. Fakat benim için o daha bir başkalamıştı. Müslüman olmuştu.

Bir gün yanına gittiğimde samimi bir şekilde rica ettim.

Beni yalnız bırakma olur mu?

Ne gibi Ömer amca ?

Ara sıra gel de bana İslamiyeti anlat!sen çok güzel şeylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor.

O günden sonra her gün yanına gittim. Bildiğim kadarıyla dinimizi anlattım. Fakat günden güne eriyip tükeniyordu.

Kaç gün geçti tam hatırlamıyorum . hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum. “Doktor Ömer! Lütfen 217 numaralı odaya gelin!”

Dedim ki içinden “Bizim Ömer amca galiba yolcu?”hemen yukarı çıktım. Odasına vardığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi:

Sağ elinde tesbih açık duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayrağı,göğsünde imanı ile ,koskoca Anzaklı Ömer son anlarını yaşıyordu.

Hemen başucuna oturdum. Kendisine kelime-i şehadet söylettirdim. O şekilde kucağımda teslim-i ruh etti….

Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman Türk milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu.

“Ne yalan söyleyeyim,ağladım.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 27 Nis. - 20:46

BEDELİ ÇANAKKALE’DE ÖDENECEKTİR.
Ocak 7, 2007

Askerlik vazifesi yaparken vatan uğrunda şehadet mertebesine ermek veya gazi olmak her Türk için tabii bir şeydir. Ancak bu 45 şehit ve 150 gazinin durumu başkadır. Zira bunların istisnasız hepsi (1909 ve 1914 Askeri Mükellefiyet Kanunu gereğince) askerlik vazifesinden ya muaf ya da maksureli (tecilli) tutulmuş gençlerdir. Bu iki kanun sultani mektepleri talebe ve mezunları askerlik vazifesinden “maksureli” ettiği gibi, Balkan Harbi sırasında mer’i olan 1909 kanunu da üstelik bütün İstanbul halkını askerlik vazifesinden azade kılmaktadır. bu şehit ve gazilerin hepsi 17-22 yaşındayken ve bir kısmı henüz mektebin lise ve orta kısmında, bir kısmıysa mezun ve İstanbul Darülfünunu veya Avrupa üniversitelerinde tahsildeyken, birbirleriyle yarış edercesine askerlik şubelerine koşmuşlar ve gönüllü olarak askere yazılmışlardı. Hatta içlerinden Irak Cephesi’nde şehit düşen 646 Celal İbrahim seferberliğin ilanıyla beraber geceden gidip askerlik şubesinin kapısında sabahlamış ve “1 Numaralı Gönüllü” yazılmak şerefini elde emiştir.

Galatasaraylıların bu şüheda menkıbeleri arasında dünyada eşi bulunamayan bir tanesini (Mehmet Muzaffer’in Destanını) Gazeteci Ziyad Ebuzziya şöyle dile getiriyor:
Üç aylık bir talimden sonra Mehmet Muzaffer “zabit namzedi” olarak Çanakkale’de idi. (Mart 1916) müttefik İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Çanakkale’de uğradıkları mağlubiyetlerden ve verdikleri yüzellibin zayiattan sonra Boğaz ‘ı aşamayacaklarını anlamışlar, 1915′in son haftasıyla 1916′nın ilk haftasında bütün hatları tahliye edip çıkıp gitmişlerdi.

Muzaffer Çanakkale’ye vardığında harp durmuştu. Zaman zaman İmroz ve Bozcaada’da üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da 1915 Nisan’ın da Aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı boğuşmalarla kıyasla bu bombardımanlar “hiç mesabesindeydi.” Çanakkale’deki birliklerin büyük bir kısmı Kafkas, Irak, ve Filistin cephelerine sevk edeceklerdi. Hazırlanma ve noksanlarına ikmal emri aldılar. Muzaffer birliğinin alay karargahında görevliydi. Alay’ın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacı vardı. Bunlar ise ancak İstanbul’dan sağlanabilirdi. O devirlerde bu gibi basit mübayalar için arttırma yapmak ilanlarda bulunmak ne adetti, ne de bunlarla kaybedilecek vakit vardı. Her şey “itimat” ile yürürdü. Muzaffer açıkgözlü ve becerikli İstanbul çocuğu olduğundan Karargah, gerekli malzemenin temin ve mübayaasına onu memur etti. İcabeden paranın kendisine itası içinde Erkan-ı Harbiye Riyaseti’ne hitaben yazılı bir tezkereyi eline verdiler.

O yıllarda İstanbul’da otomobil ve kamyon nadir rastlanan vasıtalardı. Bunların lastikleri de yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı. Muzaffer aradı, uğraştı, nihayet Karaköy’ de bir Yahudi de istediklerini buldu. Fiyatlar pek fahişti, ama yapacak başka bir şey yoktu. Anlaşmaya vardı. Lazım gelen parayı almak üzere Erkan-ı Harbiye’ye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciine havale ettiler. Muzaffer az sonra yaşlı bir kaymakam Yarbay ‘ın huzurundadır. Kaymakam uzatılan tezkereyi okudu. Karşısında hazırolda duran ihtiyat zabitine baktı. İsteyeceği paranın miktarını sormadan ,”Ne alınacak” dedi. “Oto kamyon lastiği” cevabını verilince bir an durdu. Sonra Muzaffer’e dik dik baktı :

“Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun. Haydi yürü git, insanı günaha sokma para mara yok!…

Muzaffer selamı çaktı dışarı çıktı. Harbiye Nezareti’nin (bugünkü hukuk fakültesi binası) bahçesinden dışarıya ağır ağır yürürken ne yapacağını düşünüyordu. Malzemelere Alay ‘ın ihtiyacı vardı. Elindeki (Almanların verdiği) iki Mercedes-Benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. Diğer malzemelerde mutlaka lazımdı. Kendisi bulur alır diye görevlendirilmişti. Malzemeyi bulmuştu fakat para yoktu. Eli boş dönemezdi, bir çaresini bulmak lazımdı…

Muzaffer bunları düşüne düşüne Beyazıt Meydanı’na vardı birden durdu. Kendi kendine gülmüştü aradığı çareyi bulmuştu.

Doğru tüccar Yahudi’ nin yanına gitti:

“Paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek, ezandan sonra gelip malları alamam. Gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapur Çanakkale’ye kalkıyor, yetiştirmem lazım. Onun için sabah ezanında geleceğim malları mutlaka hazır edin…”
Tüccar “peki” dedi. Muzaffer tam ayrılırken ilave etti. “Altın para vermiyorlar kağıt para verecekler” yahudi yine “peki” dedi.

Ertesi sabah Muzaffer Merkez Kumandanlığından sağladığı araba ve neferlerle ezan vakti Yahudi’nin kapısındaydı. Ortalık henüz ışıyordu. Tüccar malları hazırlamıştı. Hava gazı fenerinin yarım yamalık aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer bir yüzlük kaime (yüz liralık kağıt para) verdi. Araba dörtnal Sirkeci ‘ye yollandı. Malzeme şat’a oradan dubada bağlı gemiye aktarıldı. Az sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu.

Üç gün sonra Yahudi elindeki yüzlük kaimeyi bozdurmak üzere Osmanlı Bankası’na gitti. Bozmadılar zira elindeki para sahte idi.

Muzaffer, evrak-ı nakdiyelerin basımında kullanılan kağıtın aynını Karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş bütün gece oturmuş çini mürekkebi ve boya ile gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemeyecek nefasette taklit bir para yapmıştı. Tüccara verdiği ve yutturduğu para buydu. O devrin hakiki paralarının üzerindeki yazılar arasında bir de şu ibare bulunuyordu: “Bedeli Dersaadet’te altın olarak tesviye olunacaktır.” Muzaffer yaptığı taklit paradaki bu ibareyi değiştirerek şöyle yazmıştı:

“Bedeli Çanakkale ‘de altın olarak tesviye olunacaktır.”

Onun burada altın dediği Çanakkale’de Mehmetçiğin akıttığı, altından daha kıymetli kanı idi.

Sahte paraya gelince…

Yahudi tüccar bunu mesele yapmadı. Yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi bilinemez. Ancak olay bütün İstanbul’da yayıldı. Dünyada emsali olmayan ve olmayacak olan bu hadise Şehzade Halim Efendi ‘nin kulağına kadar gitti. Şehzade hemen lalasını göndererek Yahudi tüccarı buldurdu. Yüzlük taklit evrak-ı nakdiyeyi bedelini altın olarak ödeyip aldı. Çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerleştirip, İstanbul polis okulundaki emniyet müzesine hediye etti. Bu emsalsiz parça müzede şeref mevkiinde muhafaza olundu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
esmerce
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 4642
Nerden : Akçay
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 27 Nis. - 20:51

Davut abi hoşgeldin iyi akşamlar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 27 Nis. - 20:53

hayırlı akşamlar tolga

hb nasılsın
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
esmerce
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 4642
Nerden : Akçay
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 27 Nis. - 20:56

İyim çok şükür bugün görünmedin sitede hayırdır?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 27 Nis. - 20:57

sorma çok yorgun geldim işten şöyle biz uzanayım dedim bir kalktım saat 23 şimdi nasıl uyuyacağım onu düşünüyom Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
esmerce
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 4642
Nerden : Akçay
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 27 Nis. - 20:59

Bende dün geceden beri ayaktayım,işten erken geldim ayakta sallanıyordum ama uyuyamadım..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 27 Nis. - 21:01

şimdi yatar uyursun bari ama benim işim zor 5 saat uyudum normalde ben bu kadar uyuduktan sonra işe gitmek için uyanırım yarın uykusuz bir gün olacak
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
esmerce
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 4642
Nerden : Akçay
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 27 Nis. - 21:05

Uykusuzluktan kaynaklanan birtakım olumsuzluklar yaşıyorum,mesela yazarken mantıklı cümle kurmakta zorlanıyorum Gülüş


Ama uyum kaçtı biraz uyuyamamaktan.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 27 Nis. - 21:07

yok ya o kadarda belli etmiyon Gülüş

aman bu uyku düzeni bozuldumu insanın hiç keyfi kalmıyor herşey alt üst oluyor
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
esmerce
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 4642
Nerden : Akçay
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 27 Nis. - 21:12

Benim suratım asık olur,direksiyondaysam tek kelime konuşmam.


Ama en kötüsü sabah bu şekilde uyanırsam çok keyifsiz olurum,çevremdekileri de sıkarım genelde suratsız suratsız..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 27 Nis. - 21:15

aynen demek herkeste aynı etkiyi bırakıyormuş ogün beni ev halkı öyle gördümü genelde susmayı vazla soru sormamayı tercih ederler yada ben aşağıda onlar terasta olur Gülüş
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
esmerce
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 4642
Nerden : Akçay
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 27 Nis. - 21:16

Gülüş :ahah:
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Çarş. 28 Nis. - 17:42

KINALI HASAN
Ocak 7, 2007

KINALI HASAN :

Yüzbaşi Sirri Bey, ikindi vakti yeni gelen erati teftiş ederken, içlerinde bir tanesinin saçinin bir tarafi kinalanmiş oldugunu görür ve takilir: “Hiç erkek kinalanir mi? Mehmetçik: Buraya gelmeden evvel, anam kinalamişti komutanim” der ve sebebini bilmedigini ilave eder.Komutanin istegi üzerine anasina haber salar, “Niye benim saçimi kinaladin?” Gelen cevabi mektupta şunlar yazar:

“Ey gözümün nuru Hasan’ım,

Köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor.Sen ecdadından, babandan aşağı kalamazsın… Ben, senin anan isem.Beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü.Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor…

Sen bu ailenin seçilmiş kurbanisin…

Hasan’ım, söyle zabit efendiye… Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır… Ben de seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım.Onun için saçını kınalamıştım…

El-hükmü billah. Allah, seni İsmail Peygamber’in yolundan ayırmasın.

Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktir. Gözlerinden öperim…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Çarş. 28 Nis. - 20:56

bu forumu biraz farklılaştıra biliriz mesela çanakkale gezisine katılan arkadaşlar izlenimlerini çektiği fotoları burda bizimle paylaşabilir ne dersiniz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
esmerce
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 4642
Nerden : Akçay
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Çarş. 28 Nis. - 21:01

Bence güzel olur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Çarş. 28 Nis. - 21:02

ben başlayacağım galiba büyük bir ihtimal çektiğim resimleri veririm size msn den eklersiniz olur dimi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
esmerce
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 4642
Nerden : Akçay
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Çarş. 28 Nis. - 21:03

Olur tabi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Çarş. 28 Nis. - 21:05

2 mayıs pazar günü veririm o zaman bunuda hallettim kaldı bir gece çok heyecan yaptım yine vakit yaklaştıkça
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
esmerce
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 4642
Nerden : Akçay
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Çarş. 28 Nis. - 21:06

yeah
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
esmerce
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 4642
Nerden : Akçay
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Çarş. 28 Nis. - 21:07

Resimde gerçek mezarlar görülüyor, ideal açıyı yakalayamadığım için çok anlaşılır olmadı ama ..


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Çarş. 28 Nis. - 21:10

çok iyi resimler yakalamaya çalışacağım ama malum istediğimiz heryere gidemeyeceğiz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Perş. 29 Nis. - 17:29

KINALI ALİ
Ocak 7, 2007

Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da
onlarla Sohbet ediyor, ‘ Nerelisin?’ gibi sorular soruyordu.
Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı Yanına
çağırdı ve merakla sordu:
” Adın ne senin evladım?” dedi.
” Ali, komutanım” dedi.
” Nerelisin?”
” Tokatlıyım, komutanım, Tokat’ın Zile kazasındanım…”
” Peki evladım,bu kafanın hali ne?
Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?”
” Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden
yaktığını da bilmiyorum.”
” Peki dedi üsteğmen. “Gidebilirisin Kınalı Ali.”
O günden sonra Ali’nin adı Kınalı Ali oldu.
Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı
da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve
dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım
istedi.
” Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum.
Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?”
Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi.
” Sen söyle biz yazalım” dediler.
Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de Söylenenlerin
doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.
” Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada
çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin.”
Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını
sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin
kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, Biz burada var oldukça bilesiniz
ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir tümcesi ile bitiriyordu.
Tam zarf kapatılırken Ali ” iki üç satır daha ekleteceğini” söyleyerek
Mektubun sonuna şunları yazdırdı.
” Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, Burada
komutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek
sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet’e gelecek, Onu gönderirken sakın
kına yakma saçına. Burda onunla da dalga geçmesinler. Tekrar
ellerinden öperim anacığım.”
Gelibolu’da savaş giderek şiddetleniyordu. ingilizler kesin sonuç
almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz
önceleri birer, birer, sonraları beşer,beşer,
Onar, onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor,
onlarında sayıları giderek azalıyordu.
Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali’nin komutanı bu durum karşısında
çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine
insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye
göndermek zorunda kalmaması için Allah’a dua ediyordu.
Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları,
komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini
istediler.Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme
gönderdiğini bile, bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye hayır,
bile,bile ölüme gidiyorlardı.
O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan
Kınalı Ali’nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit
olmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali’ye anne, babasından
mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile
okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı
mektubuna aile adına babası yanıt veriyordu.
” Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim.
Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında
cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. şimdi öküzün yerine tarlayı
ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme.”
Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten
sonra “şimdi ananın sana diyeceği var” diyerek sözü ona bırakıyordu.
Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali’nin anasının ağzından
yazılmıştı şöyle diyordu anası:
” Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime
de yakma demişsin.
Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga
geçmesinler.

Bizde üç işe kına yakarlar;

1 – GELİNLİK KIZA, GİTSİN AİLESİNE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DİYE
2 – KURBANLIK KOÇA, ALLAH’A KURBAN OLSUN DİYE
3 – ASKERE GİDEN YİĞİTLERİMİZE, VATANA KURBAN OLSUN DİYE…

Gözlerinden öper, selam ederim. Allah’a emanet olun

” Ali’nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken,
hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu… “
(Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir.)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) C.tesi 1 Mayıs - 19:49

ÇANAKKALE GEZİMDEN İZLENİMLER FOTOLAR



Şevket bey isimli bir komutanın haritasında yapılan incelemeler sonunda ortaya çıkarılan yeni bir şehitlik daha 25 adet şehitlik bulunabilme ihtimalinin yüksek olduğu söylendi incelemeler devam ediyormuş bu şehitliğimiz 57. alayın hemen sağında yeralmaktadır
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 49
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) C.tesi 1 Mayıs - 19:57



57. alay şehitliğimiz bu alayımızı oluşturun tüm askerlerimiz şehit olmuştur
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

(( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. ))

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
3 sayfadaki 14 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4 ... 8 ... 14  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Focus Club Tr :: Ortak Alan - Sosyal :: Günlük Paylaşımlar-
İstatistikler - Top 10
En Çok Yazan
Yeni Konu / Mesaj
Kullanıcı AdıMesajları
Konu
Tarih
Yazan
uA_Y_C_A
9260 Mesajlar - 29%
YSF
5163 Mesajlar - 16%
esmerce
4642 Mesajlar - 14%
BARAN
3931 Mesajlar - 12%
drmert
2899 Mesajlar - 9%
siyah&beyaz
2446 Mesajlar - 8%
ALPER
1150 Mesajlar - 4%
madmax5
1092 Mesajlar - 3%
Anchowy61
914 Mesajlar - 3%
Samet Özeren
688 Mesajlar - 2%
SATILIK 2009 SONRASI ST ÖN IZGARA
2011 model arabamdan soğudum
Focus II sık karşılaşılan sorunlar
Ford Focus Comfort 2011 hakkında km sorunu.?
Yeni focus Fiyatları Belli Olmaya Başladı...
Yeni Ford Focus Avrupa (Türkiye) için Son Şeklini Aldı
Focus 2010 Trend
Bende Focuslandım
Yeni C Max hoparlör yardım öneri
Far Değişimi
Perş. 14 Tem. - 8:30
Perş. 30 Haz. - 6:07
Ptsi 20 Haz. - 22:13
Ptsi 6 Haz. - 22:15
Cuma 1 Nis. - 15:54
Cuma 1 Nis. - 8:26
Cuma 1 Nis. - 8:17
Cuma 1 Nis. - 8:14
Perş. 31 Mart - 22:11
Perş. 31 Mart - 21:53
kralcuneyt
YSF
aramasorma
cihangfb
blade20
YSF
YSF
uA_Y_C_A
posta464
Samet Özeren
Yetkinforum.com | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Bir blog yaratın