Focus Club Tr
Bu site kapanmıştır.
YENİ sitemiz; www.FocusClubTr.com




 
AnasayfaTakvimSSSKayıt OlGiriş yap
uA_Y_C_A
9260 Mesajlar - 29%
YSF
5163 Mesajlar - 16%
esmerce
4642 Mesajlar - 14%
BARAN
3931 Mesajlar - 12%
drmert
2899 Mesajlar - 9%
siyah&beyaz
2446 Mesajlar - 8%
ALPER
1150 Mesajlar - 4%
madmax5
1092 Mesajlar - 3%
Anchowy61
914 Mesajlar - 3%
Samet Özeren
688 Mesajlar - 2%

Paylaş|

(( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. ))

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Sayfaya git : Önceki  1 ... 8 ... 12, 13, 14
YazarMesaj
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 48
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Çarş. 28 Tem. - 20:59

süper vallah Aydın birde daha ellenmemiş bir iznimde yedekte bekliyor üni olimpiyatları zamanından kalma o sene kullanamamıştım
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 48
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Cuma 30 Tem. - 18:12


26.Bölüm



MEHMET AKİF'İN ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ TASVİRİ

Çanakkale tefekkürünü en iyi şekilde yapabilen Mehmet Akif olmuştur. Bu bakımdan Akif in Çanakkale Kahramanları üzerine yazdığı şiirin üzerine başka söz olamaz. Bu ifadelerden daha iyi ve daha cazibi henüz yazılamamıştır.
1914 Aralık. Birinci Dünya Savaşı'nda Almanların İngiliz, Fransız ve Rus müstemlekelerindeki Müslüman esirleri bilinçlendirmek amacıyla Harbiye Nezareti'ne bağlı Teşkilât-ı Mahsusa'nın kurduğu bir heyet içinde Berlin'e gitmişti. Almanlar bu esirlere Berlin'de bir de cami yaptırmıştı.
Almanlar, Müslümanların lideri olan Osmanlılara bu esirlere karşı iyi davrandığını ve esirlere ise Halifenin kendileriyle birlik olduğunu göstermek istiyor ve dolayısıyla onları kazanmak peşinde idi. Akif, Berlin'deki bu Müslüman esirlerle üç ay ilgilendikten sonra 1915 Mart ayı içinde İstanbul'a dönmüştür.
Bu defa İstanbul'da üç ay kalıp yine Enver Paşa'nın ekibi tarafından kurulan bir heyete dahil olarak Arap kabilelerinin 1. Dünya Savaşı'nda devlete sadık kalmalarını sağlamak için Arabistan'ın Necid bölgesine gitmiştir. Mayıs ayı ortalarında Başkent Riyad'da da gerekli görüşmeler yapılmıştır. 4.5 ay sonra Ekim başında İstanbul'a dönülmüştür.
Mehmet Akif in gövdesi ayakları üzerinde seyahat yapsa da aklı ve gönlü hep Çanakkale'de idi. 18 Mart Zaferi, o Almanya'dayken kazanılmıştı. Arabistan çöllerine yaptığı seyahat esnasında ise kara savaşları devam ediyordu. En kanlısı da kuzeyde 25 Nisan-20 Mayıs ve 6 Ağustos-22 Ağustos arası Arıburnu ve Anafartalar bölgeleri savaşları idi. Güney bölgesinde 25 nisan, 9 Mayıs, 5 Haziran, î 3 Temmuz arasında cereyan eden savaşlardı. Bu itibarla Akif, çok endişeli idi. Eli kalbinde her gün "Çanakkale'den ne haber var?" diye sık sık sorardı.
Görebildiğim kaynaklarda hep bir gün ve bir telgraf, gecenin karanlığında Akif in gönlüne bir güneş gibi doğmuştu. Ama tarih yoktur. Şu kadar ki Akif in Ekim ayı başında İstanbul'a geldiği tarihi açıkça yazılıdır. Bana göre Mayıs ayı ortalarında Arabistan'a gitti. Seyahat 4-5 ay sürdü. Ekim başında İstanbul'a geldi. O halde heyete gelen telgrafta bildirilen Zafer, Anafartalar Zaferidir. Böylece M. Akif, Mehmetçiğin cephede kazandığı zaferi edebiyatımızda abideleştirmiştir. Bu şiire göre Akif, bedenen başka yerde olsa da kalp gözüyle Çanakkale'yi görmeseydi böyle bir şiiri yazamazdı. Şimdi Akif in bu eserinin dizelerini yazacağım; toplam 86 dize ancak biz buraya sadece 40 dizesini yazacağız.

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Sizin İçin Gene Bir şey Yaptım Diyemem
"Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müthiş tipidir savrulur enkâz-ı beşer
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak
Böyle alçakça bir istilâdan veba bile utanır
Hangi kuvvet onu, hâşâ edecek kahrına /Esir/
Çünkü te'sîs-i İlâhî O metîn istihkâm
Âsım'ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar,
O, rükû olmazsa, dünyada eğilmez başlar.
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
Bin hilâl uğruna yâ Rab, ne güneşler batıyor.
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor "Tevhidi"
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın
Gömelim gel seni târihe desem sığmazsın.
'Bu taşındır' diyerek Kâbeyi diksem başına
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyla
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecramıyla
Ebr-i nî sânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecri ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribî, akşamları sarsam yarana,
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Sondan bu iki dize var ya, Çanakkale Şehitlerine böyle övgü yağdıran ve yücelten bu ifadelerin hiçbir surette benzeri gösterilememiştir ve yazılamamıştır. Beşer bundan fazlasını yazamaz ve hatta belki de düşünemez bile. Söz buna derler, böyle olur ve olsa olsa bu kadar yazılabilir.

Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın,
Sen ki, asara gömülsen taşacaksın... Heyhat!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât
Ey şehit oğlu şehit, isteme benden Makber / Kabir isteme benden
Sana âgûşunu açmış duruyor peygamber.Çünkü Peygamber kucağım açmış bekliyor.

Değerlendirme:

Çanakkale Boğazı'nda cereyan eden bu korkunç savaşın, bu zamana kadar tarihte misli görülmemiştir. Benzeri olmaz. Yüzlerce gemi küçücük o Gelibolu Yarımadası'na saldırıp, kara ordularını Marmara'ya indirmek istiyorlar. Bu ne utanmaz bir siper ve yığınak ki, muharebe gemilerinden sema bile görünmüyor. Gösterdiği vahşetle kendini belli eden bu Avrupalı; Yırtıcı, merhametsiz, sırtlan yığınları gibi kafeslerinden boşanıp saldırıyorlar. Bütün kıtaların insanları, beşeriyetin bütün cinsleri, hepsi burada. Bu bir tufan ve bir felâket!
Dünyanın her tarafından gelmişler; Avustralyalısı ve Kanadalısı yanyana birlikte saldırıyorlar. Her şeyleri de farklı; yüzleri, dilleri, renkleri.. Kimi Hintli, kimi yamyam veya Afrikalı ya da başka bir belâ. Ama hepsinin ortak yönü vahşet! Ah o asaletine övgüler yağdırılan yirminci asır Avrupalısı yok mu? İşte onu temsil eden, o sefil varlıklar, Mehmetçiğin karşısına durup aylarca hırslarını, garezlerini kustular; bizim bilediğimiz iç yüzlerini hayasızca ortaya döktüler. Onlar dönek, yalancı, utanmaz bir sahtekârdılar. Bu savaş onların gerçek yüzünü ortaya çıkarmış oluyor.
Kullandıkları silahlar da çok korkunç. Siperlerin tepesine düşen bombalar, arslan Mehmetçiğin göğsünde patlayıp, sönüyor. Yerin altında yüzlerce lâğım açılmakta ve patlatılmakta ve yüzlerce adamı öldürmekte. Gökler yere ölüm indiriyor ve yerler göğe ölü püskürtüyor. 'Bu ne müthiş bir tipi' Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak vadilere sağanak sağnak yağmaktadır. Zırhların arkasına saklanmış olan alçaklar, yıldırım yayılımı halinde tufanlar ve alevden seller saçarak etrafı yakıp yıkıyor. Sürüyle dolaşan uçaklar, aşağıdaki korumasız açık göğüslere yangınlar gönderiyorlar. Tüfekten çok top ve mermiden çok gülle var. Fakat şu kahraman orduya bak ki, onları ciddiye almıyor ve o dehşetli silahlara ve bütün tehditlere aldırmayarak gülüyor. Korunmak için çelik siperler istemediği gibi, sinip saklanmayı düşünmüyor bile. Çünkü onun göğsündeki imanı, kat kat kaleler gibi muhkem ve o iman zapt edilemez ve o imanın sahibi korkutulamaz. Hiçbir kuvvet o imana boyun eğdiremez ve bu imkânsızdır. Çünkü o, Allah yapısı ve Allah vergisidir.
İnsan eseri olan o sağlam, müstahkem kaleler bile alınabilir. Ancak, Mehmetçiğin göğsü ilâhi bir yapıdır. O yapı Allah'ın dinini Kıyamete kadar
koruyacaktır. Onun göğsü ilâhi bir serhattir. Allahü Tealâ Hazretleri bu serhad için"O, benim en güzel ve eşsiz bir eserimdir, onu çiğnetme" diye emretmiştir. Yani dinin özü olan Mehmetçiğin kalbindeki iman cevheri ve İslâm dininin özü ve aslı olan O değeri Mehmetçik çiğnetmedi, yılmadı, dönmedi ve milletinin namusunu korudu. Hep koruyacak ve hiçbir zaman çiğnetmeyecek.
Görüyorsunuz ya işte bak! Dağlar ve her yer şehitlerle dolu. Allah'ın hu/urundan başka hiçbir yerde eğilmeyen başlar, pak alınlarından vurulmuş ve yaralanmış niceleri yatıyor. Ya Rabbi! Senin yüce dininin bayrağı için, her biri bir güneş olan nice kahramanlar, kendilerini feda etmiş, vurulmuş yatıyor.
Ey bu vatan toprağı için vurulup şehit olan asker! Cennetteki ecdadın gelip seni temiz alnından öpse değer mi değer. Sen çok büyüksün ki Allah'ın birliği inancının felsefesini canını hiçe sayıp, ölümden korkmayarak kurtardın. Sen bu hizmetinle İslâm tarihinin en büyük savaşı olan Bedir Savaşı gazilerine benziyorsun. Onların dengisin. Bu itibarla seni nereye gömebiliriz? Senin için kim mezar yapabilir? Sen mezar değil tarihe bile sığmazsın. Senin yaptıklarını hiçbir kitaba sığdıranlayız.
Öyle ki, sen mezarda yatarken, Kabe'yi baş ucuna taşın olarak diksem, ruhumun içinden gelen bütün bilgileri taşına yazsam, gökyüzünün bütün yıldızlarını getirip kanayan mezarının üzerine örtsem... Mor bulutlardan türbene tavan yapsam ve yedi kandilli süreyyayı oraya taksam... Sen bu binlerce ışık saçan avizenin altında kanına bürünmüş uzanırken, gece mehtabını yanına getirsem ve türbedarın gibi sabaha kadar bekletsem... Gündüzleri güneşi sana avize etsem ve akşamları kızıl ufkun tüllerini yarana sarsam; yine de sana, senin hizmetine karşılık bir şey yaptığımı söyleyemem.
Çünkü sen öyle bir kahramansın ki, son Haçlı Seferlerinin hücumlarını durdurdun. Ceddin Selâhattin ve Kılıç Arslan gibi yiğitliğine cihanı hayran ettin. Felâketler ve ümitsizlik, Müslümanları kuşatmış boğuyorken yetiştin ve o demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın. Sen ki, asırlara, tarihlere gömülsen, taşacak bir büyüklüğün ve kahramanlığın sahibisin. Bu ufuklar sana yetmez ve bu feza seni almaz. Bunun için Ey şehit oğlu şehit! Baban da deden de şehit olmuştu. İşte şimdi sen de şehitsin. O halde benden mezar isteme. Sana mezar gerekmiyor. Ruhun yedi cennette dolaşıyor. Hem Peygamber cennette, kucağını açmış seni bekliyor.
Koş; bir daha, bir daha koş!

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 48
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) C.tesi 31 Tem. - 18:34

27.Bölüm

MÜSTECİP ONBAŞI

Çanakkale'den Marmara'ya giderken Boğaz'ı bir burun kapar. Adına "Nâra Burnu" denir. Karşısında bir bataryamız vardı. Çanakkale Boğazı'nda en geride olan bataryalanmızdandı. İç Savunma Bölgesinin sonunda olduğu için, O'na düşman gemileriyle çarpışmak fırsatı pek çıkmamıştı. Buradaki toplarımız, her gün silinir, kız gibi bakılırdı. Asker de her gün eğitim yapar, nişan alırdı. Arasıra denizaltıya karşı silahbaşı edilirdi. Allah bilir ya, canları da sıkılırdı, erlerin. Bazı havada düşman uçakları gözükürdü. Durmadan da uzaktan savaş sesleri gelirdi. Gönlünde arslan yatan yiğide, bu yeter miydi?
Bir ara Takım Komutanı bağırdı:
-N'oluyor?
-Denizaltısı! Diye cevap verdi, Müstecip Onbaşı.
Top Komutam
-Yunus balığının benzeridir, dedi.
Müstecip nişan alıyor ve "denizaltısı" diyordu. Dürbünler namlunun çevrildiği yöne döndü. Deniezaltısı olduğu anlaşıldı. Namlu da hedefe dönmüştü. "Ateş".. Bir daha...
Fransız Tvuquoise denizaltısı Marmara Denizi'nde deniz araçlarımıza taarruz etmiş, geriye dönerken havasım yenilemek için su üstüne çıkmıştı. Bu dönemeç yerde su altından gitmek tehlikeli idiydi de. Biraz sonra tekrar dalıp, suyun sır perdesi altına girecekti. İşte Müstecip'in keskin gözü onu, bu sırada görmüş, ustalığı da mermiyi kulesine yapıştırmıştı. Turquoise yaralanmıştı. Bir daha deniz altına dalamazdı. Teslim oldu. Adı da Müstecip Onbaşı oldu. Harbi kaybedince, Turquoise'ı da kaybettik. Neleri kaybetmedik ki? En kötüsü de 1925 lerden sonra Türk Milletini ileriye taşıyacak aydınlarımızın Çanakkale siperlerinde kalması olmuştur. Bu noksanlığın yeri halâ doldurulamamıştır.

SEYİDİN HEMŞEHRİSİ AYŞE NİNE

1915 yılının Mart ayı başlarında 11. Tümen Balıkesir'den Çanakkale'ye kaydırılıyordu. Tümenin yolu, Havran-Edremit-Ezine'den geçiyordu. Yürüyüş esnasında 33. Alay Havran'da konaklayacaktı. Alay ve Tabur emir subaylarıyla birkaç eri kapsayan ön heyet, alaydan birkaç saat önce Havran'a vardı. Burası, insanıyla her şeyiyle şirin kentti.
Subaylar, kasabanın ileri gelenleriyle karşılaştılar. Nihayet Alay emir subayı, konaklama fikrini ortaya attı.
Ne kadar acelecisiniz, diyen Muhtar sordu: -Mevcudunuz ne kadardır? Emir subayı: -Üç bine yakın. Muhtar tekrar sordu:
-Âlâ. Kaç hayvanınız var? -l 50 kadar.
-Subayınız ne kadar?
-50 tutar. Gönül rahatlığına kavuşan Muhtar söze koyuldu:
-Ne merak ediyorsunuz? Biz de öyle hesaplamıştık. 40 koyun kesildi, kızaracak. Pilav, 5 kazanda pişiyor. 4 ahır boşaltıldı, temizlendi. Erlerle subayların yerleri de hazır. Köyde ne bulaşıcı hastalık var, ne de hayvan hastalığı. Başka isteğiniz var mı?
Birlik geldi. Yerleştirildi. Erler ağırlandı. Subaylara da topluca akşam yemeği verildi. Yemek sonunda Birinci Tabur Emir Subayı Teğmen Şükrü izin aldı. Taburun yerleşme durumunu, son kez görmek için dolaşmaya çıktı. Açıkta kalan oldu mu diye.
Köy meydanına geldiğinde yaşlı, yalnız yaşlı değil iki büklüm olmuş bir ninenin, bur elinde dayandığı değnek, ötekinde feneriyle sendeleyerek yürümekte olduğunu gördü. Belki bir yardımım olabilir diye sordu:
-Nine ne dolaşıyorsun? Geç vakit ne arıyorsun?
İhtiyar durdu. Emir subayının yüzüne doğru fenerini yaklaştırdı. Karşılık verdi:
-Evlatlarımı arıyorum. Teğmen tekrar sordu:
-Hangi evlatlarını?
Nine, umuda düşmüştü, karşısında bir asker vardı. Titrek bir sesle anlattı.
-Hangi evlâtlarım olacak? Bana da 9 er gelecekti. Bekledim. Hâlâ gelmediler. Kaygıya düştüm. Açıkta mı kaldılar, diye. Onları arıyorum. Oğul, bari sen bul. Teğmen ihtiyarın, ince konukseverlik duygusu karşısında e/ildi; kimsenin dışarıda, açıkta kalmadığını anlattı. Ama kadına hüzün çökmüştü. Teğmen bir çare buldu. Tabur karargâhında daha uyumamış birkaç er kaldırdı ve asker de olan torunları yerine ninenin, burcu burcu yurt kokan evinde barındırıldı.
Dedesi ve ninesi böyle düşünen bir milleti, esir edemezsiniz. Yabancılara çarpıcı gelen de Ayşe ninenin içindeki cevher idi.

BURDURLU İSMAİL SANCAR

Trablusgarp, Balkan, Çanakkale ve İstiklal Savaşı kahramanlarının meşhur ve aynı zamanda meçhul gazilerinden biri de Burdur-Tefenni şimdi Çavdır'a bağlı Anbarcık Köyü doğumlu İsmail Sancar'dır.
1910 da köyünden savaşa gidiyorum diye çıkmış 12 yıl sonra 1922 de bir gözünü kaybetmiş olarak savaştan geliyorum diye dönmüş.
Tam 12 yılı cephelerde vuruşarak geçmiş... Gidenin gelmediği ve cephesinde esir alınanlardan 60.000'inin hala mezarının bile bilinmediği Yemen'den sağ çıkmış, Galiçya da Ruslara geçit vermemiş, Çanakkale de ise düşmanın hayallerini boğazın mavi sularına gömmüş ve nihayet bu gurur verici görevini tamamlayıp terhis olarak köyüne ve ailesine dönebilmiştir.
Hepiniz bilirsiniz köylerimizde biri köyün ismi ile anılan konuk odalarımız bulunurdu. Bir de ağaların özel misafir odaları vardı. İsmailler de köyün ağalarıdır ve özel misafir odaları vardır. O da köye girişinde ilk olarak evlerine değilde bir misafir gibi konuk odalarına iner. Çocuklar etrafına toplanır. Misafir gelmiş diye. İsmail ise ses çıkarmaz ve kendini belli etmemeye özen gösterir. Derken hane sahibinden bir hanım misafire yemek getirir. İsmail bakarki gelen kendi hanımıdır. İsmailin bir gözü kör olmuş ve fiziki olarakda yıpranmış bir görünüm arzetmektedir. Yani, hemen bakılınca İsmail tanınacak bir halde değildir.
Aralarında konuşma başlar. Nerelisin? Nerden gelirsin ve nereye gidersin? Çanakkaleden, Yemenden, Galiçyadan nihayet Yunanı İzmirde denize döktük demesi ile, Hanım Hatun heyecandan kızaran yanakları üzerine süzülen gözyaşlarını silerek yoksa siz asker misiniz? Diyebildi. İsmail hanımının yüzüne bakamadan hafifçe başını önüne doğru eğerek hı hıı demekle yetindi. Hanım Hatun ise göz yaşları içinde, "bizimkide arkerdi, gideli 12 yıl oldu. Son 7 yıldır hiç haber alamadık." Bu defa İsmail de ona "Kocanız belki benim arkadaşımdır. İsmi, boyu, poşu nasıldı? En son nereden haber aldınız?'' bunun üzerine Hanım Hatun da kocasının bütün özelliklerini saymaya başladı. Ama Allah var ya misafirden şüphelenmeye başlamıştı. En azından ses tonu tsmaile benziyordu. Sordu, sizin adınız ne? Bu soru üzerine İsmail başını kaldırıp hanımının yüzüne bakarak Anbarlıyım demesi ile Ayşe hanım bayılmıştı. Neticede bütün komşular toplandı. Artık köyde tam bir bayram havası vardır. Hülasa vatan için düşmana canını ve bedenini siper etmiş kahraman İsmailin hikayesini 05.10.2002 tarih ve saat akşam 21:00 de 40 yaşındaki torunu Arif Sancar'ın Çaldır daki evinde dinledim. Birinci Cihan Savaşı içinde özellikle Çanakkale gazisi İsmailin menkıbesi içinde Anadolu insanının kültür zenginliği: yolcu ve misafirlerin nasıl ağırlandığım öğrenririş oluyoruz. Böyle zengin bir kültüre sahip olan milletlerin önünde durulamaz ve esir edilemez. Yiğit İsmail kabrinde rahat uyu. Bütün bir vatan size minnettardır.

YOZGATLI KINALI MURAT

Seddülbahir cephesi 3.Tabur erlerinden biride Yozgat'ın Sorgun ilçesinin Karayakup köyünden Murat'tır. Bu yiğidi annesi Çanakkale'ye gönderirken başını kınalamış ve öyle selametlemişti. Murat, 3.Taburda göreve başladığında: Kınası komutanın dikkatini çeker ve sebebini sorunca da Murat alınır ve sıkılır. Sonra da bölükteki tıbbiyeli öğrenci Şükrü'ye annesine mektup yazdırır. "Anne kardeşlerimi askere gönderirken saçlarını kınalama, zira komutan bana soru sordu, cevap veremedim ve mahcup oldum. Kardeşlerimde zor durumda kalmasın.
Murat'ın mektubu üzerine birkaç zaman sonra cevap gelir amma kınalı saçlı Murat, mektubun Murat Allahına ulaşmıştı. Annesi ise mektubunda Murat oğlum, komutana selam söyle diyor ve devam ediyordu:
"Oğlum, gözümün nuru Murat'ım Zabit efendiye selam söyle... Biz kurbanlık koçları kınalar öyle kurban ederiz. Sen dört kardeşin arasında benim İsmailimsin, sen kurbansın, sen orada şehit olacaksın, kurbanlık koçlar nasıl kınalanırsa bende onun için senin saçını kınalayıp Çanakkale'ye gönderdim." Murat'ın annesi belki okur yazar değil ama azımsanmayacak bir kültüre sahip olduğu Anadolu kadınının simgesidir.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 48
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Ptsi 2 Ağus. - 18:36

28. Bölüm

SEDDÜLBAHİR KAHRAMANLARININ YAZDIĞI DESTANIN DEĞERLENDİRİLMESİ

25 Nisan 1915 günü Çanakkale Kara Savaşları'nda savaşacak 6 Tümenden; 19. Tümen Maydos'ta yedekte, 3. ve 11. Tümenler Asya yakasında ve 5. ile 7. Tümenler de Bolayır'da bulunuyorlardı. Geriye kalan 9. Tümen ise esas çıkarmaların yapılacağı Azmak Dere'den Morto Koyu'na kadar yaklaşık 40 km. uzunluğundaki bir kıyı şeridini savunacaktı. Bunun 27. Alayı Arıburnu'nu savunacak ve 25. Alayı Sarafm Çiftliği'nde ihtiyatta bulunacak ve 26. Alayı da Seddülbahir Cephesinde çarpışacaktı.
25. Alayın Karargâhı Sarafm Çiftliği'nde bulunuyordu. 22 Nisan sabahı Kirte Tepesi'ne karargâhını kurdu. Birlikleri, Tekkeburnu, Yeldeğirmenler bölgesi, Ertuğrul ve Harapkale, Aytepe, Morto Limanı ile Sarıtepe ile Zığındere ağzına yerleştirdi. 7km'lik bir kıyı şeridi idi. Bu kıyı bölgesinin, taburun savunma gücünü çok fazlasıyla aştığı dikkat çekiyordu. Bunun için Mehmetçik, içindeki iman cevherine dayanarak savaşacaktı.
Bunun farkında olan Hamilton, önceden yaptığı plân çerçevesinde ve birinci derecede ele geçirmek için 25 Nisan günü kilit nokta oluşturan Seddülbahir ve yakın çevresini seçmişti. Bu itibarla bölgeye bir Fransız Tümeni ile 29. ve 1. İngiliz Tümenlerini ve l. Hint Tugayını ayırmıştı. İlk hamlede Alçıtepe ele geçirilecek ve sonra Kilit-ül Bahr'e uzanılacak ve kuzeydeki Anzak Kolordusu da Maltepe üzerinden yürüteceği taarruzla Eceabat dolaylarında birleşmeleri hususu Hamilton'un genel hareket plânının önemli bir parçasını oluşturuyordu.
İlk kanlı ve çok yoğun savaşlar 25-27 Nisan arası cereyan etmiştir. İlk saldırıda Türklerin kaybı %40, İngilizlerin ise %70 idi.
25 Nisan 1915 Günü Ertuğrul Koyu Çıkarması; Birinci kademede 3 bölük, ikinci kademede l bölük, üçüncü kademede 7 bölük. Toplam 11 bölük. Bu kuvvetlere karşı koyacak Türk tarafı ise yalnız l bölüktü. 4 gemi ile de destekleneceklerdi. Aslında ilk kademede 13 bölüklü bir tugay çıkarılması plânlanıyordu. Bir Alay da yedekte bekletilecekti. Buna göre birinci kademede 13 kat üstünlük ve ikinci kademede 25 kat fazlalıkla savaşılacaktı. İngiliz general ve tarihçi Oğlander demektedir ki: Seddülbahir Köyü içindeki çarpışmalarda şehit olan Takım Komutanlarına rağmen 25 nisan sabahından beri dövüşen iki Türk Takımı, 26 Nisanda bir İngiliz taburuyla göğüs göğse yaptıkları korkunç savaşın anlatılması ve ifade edilmesi hiç mümkün değildir. Şu kadar ki, savaş ve mücadele, sözcüğün tam anlamıyla bir destandır/ Oğlander, C:l, s. 307-308//.
Burada korkunç olan, öğleden sonraki saatlerde hemen hemen elinde ihtiyat kuvveti kalmamış olan 3. Tabur Komutanı Binbaşı Sabri Bey, dokuz kişiden ibaret olan mandayı; "Dayanın evlâtlarım, selâmet için gayret zamanıdır" gibi canhıraş sözlerle ayakta durdurmaya çalışmasıdır. Binbaşı Sabri Bey raporunda; " Saat 06.00'dan sonra düşman avcı hendeklerine tekrar açtığı ateş desteği altında ikinci kademedeki taburlarını çıkarmaya teşebbüs etti. Fakat mevzilerini muhafaza eden kahramanlarımızın ateşleri karşısında ikinci kademenin çıkarması da başarılı olamadı. Düşman askerleri çekildi. Deniz suyunun kırmızılaşmış olması ve sahile yığılmış cesetler düşman askerlerinin maneviyatını sıfıra indirmişti. Üçüncü çıkarma teşebbüsüne geçildiği zaman nakliye gemilerindeki düşman askerleri merdivenlerden inerken subaylarının kılıç zoru ile indiriliyorlardı. Tabur müdafaa ettiği cephesinde düşmana adım artırmazken düşman Teke burnunun 2 kilometre ilerisine bir tabur çıkarmıştı. Bu durum üzerine ihtiyatta bulunan 9. bölük iki t kımı ile Teke burnu kuzey doğusuna açılıp yayılarak burada beliren düşmanın kuşatma hareketini durdurmaya mecbur etti. Düşman korkunç bir ateş altında bulunduruyordu erlerimizi. 9. Bölük Kumandanı bu ateş sırasında yaralandı. Teke burnundaki müdafaa zayıflamıştı. Düşman buraya bir kısım kuvvet daha çıkardı ve ağır makineli tüfek ateşi altında kalan 12. Bölüğümüz iş yapamaz durumdan kurtulmak için çekildi. O zaman düşman Tekke Koyuna rahatça çıkarma yaptı.
Saat 07:00'yi geçtiği sıralarda Seddülbahir ve civarı adeta cehenneme dönmüştü... Düşman Ertuğrul Koyu'nda da üçüncü ve dördüncü çıkarmayı yapıyordu. Böylece Tabur 2 cephede muharebe yapmak zorunda kalmıştı. Kuvvetlerin ikiye ayrılması tabii ki aleyhimize oldu. Seddülbahir ve civarı kuvvet bakımından takviye edilmesini istiyordu. Fakat elde burayı takviye edecek kuvvet kalmamıştı. Mevcut kuvvet 25 Nisan akşamına kadar dayandı ve çıkarma kuvvetlerinin büyük bir kısmını imha etti. Ertuğrul Koyu'ndaki tel örgüleri imha için düşman ateşe başladı ve tel örgülerin büyük bir kısmı imha edildi. Tekke koyuna çıkan düşman kuvvetleri bitmeyen sayıda ölüler vererek saat 15.00'de Aytepe'yi işgal edebilmişti. Ezineli Yahya Çavuş'un mevzileri düşmanın arkadan ateşi altında kalmıştı. Böylece düşman Ertuğrul Koyu'na çıkabildi ama, cesetlerine basa basa... Ezineli Yahya Çavuş, 12 saatlik şerefli bir müdafaasından sonra Harapkale'deki bölüğüne iltihak etmekten başka çare kalmadığını anladı ve düşündüğünü yaptı. Taburundan da 4 0 kişi muharebe dışı olmuştu. Düşmanın ise 2 taburunun tamamı 2000 kişi imha edilmişti. "Bir kahraman takım ve de Yahya Çavuştular, Üç Alayla da burada gönülden vuruştular. Düşman Tümen sanırdı, bu şahane erleri, Allah' ı arzu ettiler, akşama kavuştular." "Çanakkale Valisi Namık Bey" Hülâsa bu destan anlatılamaz. Bu destan insanın gözü önünde kaynayan bir cehennemin içinde yazıldı. Burada şehit olanlar son nefesini verirken bile vatanımın selâmeti diyordu. Böyle bir manzarayı kim unutabilir ve kim nasıl izah edebilir?
Tekke Koyu Çıkarması: Bu bölgeyi 12. Bölük savunuyordu. Karşısında 3 savaş gemisi destekli 6 bölük, çıkarmayı plânlıyordu. Öyle de yaptılar ama gene de perişan olmaktan kurtulamadılar.
İkiz Koyu Çıkarması: Tekke Koyu'nun hemen sağ ilerisinde daracık bir kum şerididir, l tabur çıkarmayı plânlıyordu. 4 yedek kafile ve 2 savaş gemisi ile desteklenecekti. İkiz Koy'a çıkan düşman kuvvetlerine 12 kişilik Türk gözcü birliği karşı koyacaktı. Karşı koydular ve İngilizleri de şeytan çarpmış gibi sersemleştirdiler.
25 Nisan 1915 Günü Santepealtı Çıkarması: Buraya çıkan 2.000 kişilik İngiliz birliği çok büyük tehlike arz etmiştir. Sabah 04.3 O'da karaya ayak basan bu 2.000 kişilik Tugay, Türk savunmasının tam arkasında idi. Her an Kirte'ye ulaşabilirlerdi. Karşılarında hiçbir Türk birliği yoktu. Buna rağmen hiçbir varlık gösteremediler. Sonuçta 25 Nisan akşamı, 25 Alaydan gelen yedeklerle giriştikleri savaşta 700 kişi savaş dışı oldu. Kalanların da cepheyi boşaltıp kaçıp gitmeleri ile bu çok tehlikeli çıkarma bölgesi bertaraf edilmiş oldu. Kısacası bu kadar az bir Türk askeri ile savunulan savaş bölgesine çok iyi şartlarda çıkan İngiliz kuvvetlerinin Kirte'ye ulaşma hayalleri rüzgar gibi uçup gitmiştir.
Morto Koyu Çıkarma Noktası, Müttefikler için çok önemli, kritik bir yerdi. Türk savunmasının buraya ayırdığı kuvvet ağır silahlardan yoksun 150 kişilik bir takımdı. Karşı taraf ilk kademede 3 bölük çıkaracak ve sonra l muharebe ve 4 balıkçı gemisi ve 4 yedek kafile ile desteklenecekti. 25 Nisan sabahı 04.30'da Nelson ve Vengens Savaş Gemileri ile refakat gemilerinin topları Morto Koyu sırtını dövmeye başladı. İki saat kadar süren top ateşinden sonra filikaların içi asker dolu olduğu halde kıyıya yaklaştıkları bir sırada, Türk takımı öldürücü bir ateşe başladı. Düşmanı en kritik anında yakalamış ve derinliklerde ilerlemelerine şans tanımamıştı. Ancak Abide cihetinde 3 kişinin gözetlediği bölgeden düşman askeri çıkıp, kahramanları arkadan kuşatmaya başlamıştır. Takım Komutanı durumun farkına varıp yavaş yavaş geri çekilip tedbirini alsa da akşama kadar takviye alamaması sebebiyle 80 kişilik takımının hemen tamamına yakını savaş dışı olmuştur. Ta ki akşama doğru 25. Alay'ın 8. Bölüğünün bölgeye yetişmesi sonunda tehlike atlatılmış ve 25 nisan Morto Koyu çıkarması Türk savunması lehine sona ermiş oluyordu.
28 Nisan 1915 Birinci Kirte Savaşları: 28 Nisan 1915 günü sabahı saat 08.00'de başladı. Akşama kadar sürdü. Ancak başarılı olamadılar ve 3.000"i bulan kayıplarla geri çekildiler. 1-2 ve 3-4 Mayıs günleri tekrarladılar. Ancak yine başarılı olamadılar. Yalnız bizim 15. tümen de erimişti. Tümen Komutanı Yarbay Zoderstren görevden alındı. Bu savaşlarda düşman istediği neticeyi elde edemedi. Ancak güneyde Cephe kuruldu ve bölgeye ayak bastı. İstanbul'a ulaşamadılar ama Alçıtepe'ye kesin ulaşmak istiyorlardı. Heyhat! Mehmetçiğiaşmak ne mümkün...
6-9 Mayıs 1915 İkinci Kirte Savaşları: General Hamilton, Türkler mevzilerini tahkim edip takviye almadan Kirte bölgesini kesin ele geçirmek istiyordu. Bunun için Arıburnu bölgesinden 2 Tugay Anzak Askeri Seddülbahir'e getirildi. 6 Mayıs günü 11.30'da taarruza başladı ve 7-8 ve 9 Mayıs günlerinde taarruzlar yenilendi. Bu saldırılar İngilizlere 6.500 insana mal oldu. 7.000 kaydı da vardır. Türk tarafının kaybı da ağırdır. Biz vatan toprağını savunuyorduk da; onların neye ve niçin öldükleri bilinmiyordu. Ancak büyük bir hainlik içinde artniyet taşıdıkları biliniyordu.
4-6 Haziran 1915 Üçüncü Kirte Savaşları: General Hamilton, 2. Kirte Muharebelerinin yarattığı ezikliği ve moral çöküntüsünü atmak için başlattığı III. Kirte Muharebeleri başarılı görünse de Kirte önlerinde Türk karşı taarruzları ile geri atıldılar. Yani İtilâf Devletlerinin, Seddülbahir bölgesine 5. taarruzu da neticesiz kaldı ve hayallerindeki Kirte'ye / Alçıtepe Köyü / ulaşamadılar. Halbuki 100 yıldır bunun hesabım yapıyorlardı. Mehmetçiğin kahredici azmi, asırlık hayali Çanakkale Siperlerine bir daha hortlaınamak üzere gömüp bitirmiştir. Ill.Kirte Savaşlan'nda Fransız Kolordusunun insan gücü 30.000 kişi idi. İngilizlerin ise 31.000. Oğlander, 20.000 gösterir. Türk tarafında ise çeşitli Tümenlerden toplanmış 3 Alayın 8 piyade taburunda 7.000 er bulunuyordu. 6.000 kişi de ihtiyatta destek için vardı. Toplan 13.000 kişi. Bunun 9.000 kadarım kayıp verdik. Yani 9. kişilik 9. Tümen hemen tamamıyla erimişti. Cephe tamamıyla yarılmıştı. Yalnız muharebe sahası olan Sığınsırt'ta 12'lik muhasara bataryası ile 5. Alayın 2. Bataryası ve 150 Mehmetçik cepheyi savunmaya çalışıyorlardı. Sonuçta 150 yiğit birbiri ile helalleşip 3 gruba ayrıldılar, l .Grup, Teğmen Ahmet'in emrihde Kirte Deresinden, 2. grup, Teğmen Mehmet'in komutasında Kanlıdere'den, 3. Grup da Batarya Komutam Arif Tanyeri'nin emrinde merkezden derhal taarruza geçtiler. Karşılarında gördükleri manzara ise şu idi: Yaralı ve şehitlerle dolu olan Türk siperlerine düşman topluca saldırıyor ve ölmek üzere olan bir şehidimizin üzerine sekiz on süngü birden saplanıyordu. İşte bu manzara karşısında s ldırıya geçen erlerimizin Allah Allah seslerine, Batarya Komutanının genç ve gür sesi karışıyordu; "- Yetiş, vur. Vur ha vur." Hülâsa Üçüncü Kirte Savaşlarının son taarruzunu yapan 150 kişilik Türk Grubu 5-6 dakika içinde düşmanı Türk siperlerinden temizledi ve kendileri yerleştiler. Aradaki mesafe 150 m. kadardı. 5 Haziran günü artık düşmanın da savaşacak hali kalmamıştı ama gene de 150 kişinin 10 katı idi. İşte o, on misli kuvvete karşı koyan ruh, subaylarına güvenen ve vatanı için ölümü hiçe sayan Türk askerinin Çanakkale'de şahlanan karakteri ve inancının tezahürleri idi. Sonunda 15. Tümen birlikleri yetişip cepheyi 12'lik batarya birliklerinden teslim almıştır. Kısacası, 3. Kirte Zaferini 150 kişilik bu kahramanlar sonuçlandırmıştır. Bugünkü Son Ok Şehitliği, o kahramanların anısını taşır. Savaş bugünkü Son Ok Şehitliği'nin 600 m. kadar güney batısında yaşanmıştır. Kahramanların ruhları şad olsun.
21-22 Haziran 1915 Kerevizdere Savaşları: Bu Savaşların Hedefi, Fransız Kolordusu Kerevizdere sırtlarındaki 83 rakımlı tepeyi ele geçirmekti. 21 Haziran günü, Türk mevzilerine 32.450 top mermisi kullandılar. Cepheyi 2. Türk Tümeni savunuyordu. 12. Tümen de yedekte bulunuyordu. Fransızlar üçer taburlu 3 Alayla hücuma geçti. Türk savunması 6.000 kayıp verdi. Yani 2. Tümen üç Alayından ikisini zayiat vermişti. Fransız kaybı isi 2.500 idi. Ordu Komutanı Sanders, bu savaşları kastederek 22 Haziran 1915 günü çok gizli ve kişiye özel olarak Enver Paşa'ya gönderdiği raporunun özeti: "Düşman, öteden beri ve özellikle son zamanlarda yaptığı taarruzlarda anlatılamayacak kadar çok cephane ve az sayıda insan harcıyor. Biz ise pek çok insan ve az cephane feda ediyoruz." Bu sual asıl Enver Paşa kadar Sanders'in kendisine de biri tarafından sorulmalı ve bu da Enver paşa olmalı idi. Elhasıl, iki gün süren bu kanlı boğuşmalarda göze
çarpan en büyük özellik; " Türk Komuta kademelerindeki soğukkanlılık, alınan karalardaki ustalık, karşılıklı işbirliği zihniyeti, uygulamaların noksansız yapılışı ile uygulayıcıların yarattıkları yiğitlik ve vatan toprağının savunulmasında sarsılmaz inanç ve içtenliğin dillere destan, dost ve düşmana parmak ısırtması olmuştur."
28 Haziran-5 Temmuz Arası Zığındere Muharebeleri: Çanakkale Savaşları'nın en kanlı sahnelerinden biri Zığındere'de yaşanmıştır. Saldırının ilk ateşi 28 Haziran 1915 saat 09.00'da başladı. 29 ve 30 Haziranda devam etti. Zığındere, Sargıyeri'nde bulunan Sahra Hastanemiz yerle bir oldu. Binlerce
yaralı parçalanarak şehit oldu. Savaşa katılan 7. ve 12. Tümen birliklerimizdi. Yaralı ve şehitlerle dolu Zığındere batısındaki siperlerimizi işgal eden düşmanın hesabı görülemedi. Anadolu yakasından 3. Tümen, Arıburnu'ndan 5. Tümenler yardıma geldi. Bu yedeklerle 5 Temmuz günü yapılan savaşlarla da sonuç alınamayınca, Grup Komutanı Alman Weber Paşa görevden alındı. Yerine Kuzey Grubu Komutanı Esat Paşa'nın kardeşi Vehip Paşa getirildi. Bu savaşlara katılan!., 7., 12., 6., 4., 3., 5. ve 11. Türk Tümenleri 28 Haziran-5 Temmuz arası 16.000 kayıp vermişlerdir.
12-13 Temmuz Muharebeleri: İngiliz ve Fransız birlikleri saat 04.30'da Güney Grubu ceephesinin sol kanadındaki 4. ve 7. Tümen cephelerine karadan, denizden ve 14 kadar uçakla da havadan bombardıman etmeye başladı. Bombardıman üç saat sürmüştü. Bu zaman zarfında 4., 6. ve 7. Türk Tümenlerinin ilk iki günlük çarpışmalarda verdiği kayıplar, 113 subay ve 9.462 erdi. Kanlı Zığındere Muharebelerinden kısa bir süre sonra başlayıp iki gün süren Kerevizdere Muharebeleri, Seddülbahir Cephesinde hatta Çanakkale'nin diğer muharebe bölgelerindeki bütün komuta kademelerinde bir rahatlık yaratmıştır. Karşı tarafta ise bir bezginlik seziliyordu. Hele enerjik bir kişiliğe sahip olan 2. Ordu Komutanı Miralay Vehip Paşa'nın Grup Komutanlığına gelmesi Türk savaş gücünü ve güvenini iyice pekiştirmiştir. Ancak 13 Temmuz 1915 savaşlarından sonra İngiliz 157. Tugayının sağ kanadında başlayan bazı küçük geri gidişler, birden tüm cephedeki erlere kadar yayılarak sel gibi geriye doğru bir akış başlamıştır. Ne yazık ki, bizim ileri birliklerimiz bu durumdan faydalanamadılar. Bu panikten kayıpsız kurtulmaları bu defa İngilizler için büyük bir şans olmuştur. Hülâsa, İstanbul'a ulaşamadık bari Alçıtepe'ye ulaşalım özlemiyle girişilen bu taarruzları boşa çıkarmanın verdiği rahatlık ve kendine güveniyle Türk direnme ve moral gücünü kat kat arttırmıştır. İngiliz ve Fransızlara da iyice hazırlanmadan yer yer yaptıkları taarruzlardan vazgeçerek daha tedbirli ve ihtiyatlı hareket etmenin bilincini de öğretmiştir. Ayrıca 6-13 Ağustos 1915 günleri arasında yapılan muharebelerde de toplam 7.519 kaybımız vardır. Kısaca belirtmek gerekirse, Seddülbahir Bölgesinde yapılan muharebelerde binler şehit ve ölü verilmesine rağmen her iki taraf için de istenilen netice elde edilememiştir. En son olarak da düşmanın 9 Ocak 1916'da kaçıp gittiği bölge, Seddülbahir Savaş Cephesi olmuştur.
16. Seddülbahir'de Emre İtaat Etmiyen Yüzbaşı Hüseyin Hüsnü'nün Hatıraları: Aylarca devam eden çok kanlı muharebelere rağmen düşmanın bir türlü zaptedemediği "Alçıtepe"nin ismini kendisine soyadı olarak alan Önyüzbaşı Hüseyin Hüsnü Alçıtepe Çanakkale'de Seddülbahir'e çıkan 20.000 kişilik düşmana karşı koyan 26. Alay, 3. Tabur, 9. Bölük komutanı idi. Hüseyin Hüsnü Alçıtepe'ye neden bunu soyadı olarak aldığı sorulunca, şöyle cevap verdi: "- Düşmanın bütün emeli Alçıtepe'yi almaktı. Alçıtepe'ye giden yol üzerinde dövüştük, dövüştük. Birçok subay arkadaşlarım ve Mehmetçikler şehit oldular, ben de ayaklarımdan yaralandım, sakat kaldım. Alaydan gelen geri çekilme emrini dinlemeyerek dövüştüm. Eğer düşman Alçıtepe'yi alsaydı, şehit düşmesem bile, idam edilmekliğim muhakkaktı. Türk Ordusunun şan ve şerefini arttıran bir muharebeden, sakatlığımla beraber bu isim de hatıra kalsın, dedim. Alçıtepe, üçüncü taburun dövüşmesini şöyle anlattı: 25 Nisan 1915... Öğleden evvel iki zırhlı ile bir denizaltının süratle Boğaza gi diğini Morta limanındaki 9. Bölükten gözetleme postamız haber verdi. Efrat silahbaşı edildi. Bu esnada Arıburnu istikametinden de top sesleri geliyordu. Biraz sonra düşman gemileri Morto Limanını, Ertuğrul Koyunu ve tabyasını, Harapkale'yi, tabur karargâhını şiddetle bombardımana başladı. Kesif gemi ateşlerinden, siperler üzerinde parçalanan mermiler ve şarapnellerden çıkan gaz ve dumanların tesiriyle hiçbir şey görülemiyordu. Ağaçlar yerlerinden fırlıyor, taşlan havalarda uçuyor, toz duman birbirine karışıyordu. Sanki kıyametten bir sahne idi. Bu kadar ufak bir bölgeye yapılan ateş altında nakliye gemileri Tekke ve Ertuğrul Koylarına yaklaşmıştı. Tayyareler de pek alçaktan, tepemizde uçuyordu. Bölükler bu cehennemi ateş altında hiçbir şeye ehemmiyet vermeden vatan ve namus vazifelerini yapıyorlardı. Gösterilen bölgelere, telefata bakmayarak, siperler içinde kalan arkadaşlarına yetişmek için koşuyorlardı. Dokuzuncu Bölük, Tekke Burnuna yaklaştığı zaman bîr tabur kadar düşmanın Zığınderesine doğru süngü takmış olarak ilerlediğini, Tekkeburnu'na çıkarmış olduğu iki bölük kadar, makineli tüfekli bir kuvvetin de Tekkeburnu'nu işgal etmekte olduğunu gördük. Yedi yüz metre kadar bir mesafeden düşmana ilk ateşi açtık. Düşman makineli tüfek kullanmaya fırsat bulamadan kaçmaya başladı. 12. Bölük kumandanı yaralanınca, kumandasız kalan efrat, 9. Bölük emrine girdi. Zığındere' sindeki bölüğe taarruz eden düşman da hücuma uğrayınca kaçmaya başlardı. Yaralılarını almadan gidiyorlardı. Sahile vardıkları zaman onları alacak vasıtalar açılmıştı. Bunun üzerine düşman mukabil hücuma kalktı.
Muharebe ileri geri şeklinde devam etti. Dört defa denize kadar sürmüştük düşmanı! Tekke Koyu siperleri şiddetli bombardıman neticesinde berhava edilmişse de sağ kalan efradımız ihraç hareketine müthiş surette karşı koyuyordu. Buraya çıkmaya muvaffak olmuş düşman ise eriyordu.
Ertuğrul tabyasının cephanelik civarındaki Ertuğrul Koyu'nü yandan ateş altına alan Yahya Çavuş ismindeki kahraman, arkadaşlarıyla düşmana pek ziyade telefat verdiriyordu. Seddülbahir Kalesi içine çıkmaya çalışan düşman öyle bir mukavemete maruz kalmıştı ki, kayıkları sahile sağlam gelmiyor, vapurlardan kayıklara efrat kamçı ile indiriliyor ve biz bunu görüyorduk.
Öğleden sonra Tekke Koyu'na ihraca muvaffak olan düşman, Ay Tabya'yı ve Ertuğrul Tabyası'nı işgal etti. Böylelikle Tekke Burnu'ndaki bölüklerimiz yandan ateş altına girdi. Harapkale'yi aşan mermiler de geriden bölükleri taciz ediyordu. Bu durum üzerine, tabur kumandanı telefatı azaltmak için biraz geriye çekilme emrini verdi. Tabur Komutanı Binbaşı Mahmut Bey, gece bütün cephede hücuma geçerek karaya çıkan düşmanı denize dökmemizi, şehit ve yaralıların intikamının alınacağını söyledi. Buna hazırlandık. Gece olmuştu. Düşman bütün bölgeyi karadan ve denizden kurşun yağmuru altına aldı. Fasılalı olarak dumdum kurşunu da gönderiyordu. Bölgemiz fişeklerle aydınlatılıyor, bu arada top ateşi de yapılıyordu. Bu hal şafak sökünceye kadar sürdü.
26 Nisanda her taraftan yine ateş başladı. Zığındere'ye taarruz eden düşman burasını ve Hisarlık Burnu'na çıkan düşman da Hisarlığı aldı. Seddülbahir Kalesi içinde pek kanlı muharebeler oluyordu. 40 saat fasılasız devam eden muharebe neticesinde taburun mevcudu yarıya inmişti. Kalanlar yarı beline kadar su içinde Kanlıdere'den Kirte civarındaki siperlere çekilmeye başladı.
Zabitler şehit düşüyor, kıt'alar kumandansız kalıyordu. 25. Alay çavuşlarından Ayvacık'lı Rifat Çavuş yaralı olarak geldi, başsız kalan efradın durumundan haberdar olan düşmanın her tarafta mukabil taarruza geçtiğini söyledi. Bölüğüm bu sırada ihtiyatta bulunuyordu. Alay Kumandanı zabitsiz kalan diğer bölüğü de alarak ileri atılmamızı emretti. Dere içindeki bine yakın er teşçî ve teşvik ederek kumandama aldım. Bölüğümle beraber taarruza geçtik. Biraz sonra düşman kaçıyordu. Bunu gören diğer kıt'a efradımız da fasılasız ilerliyordu. Muharebe böyle muzafferhane şekilde devam ederken, kıt'aların Soğanlıdere'ye doğru çekilmesine dair Alay emri geldi.
26. Alay Kumandanı karargâhı ile birlikte Alçıtepesi'ne doğru gidiyordu. Düşmanın bütün cephede ricat etmesinin manevî kuvvetimizi arttırdığı bir sırada bölüğüme gelen bu Alay emrini dinlememeye karar verdim. Bu topraklarda çarpışmış, birçok şehit ve yaralı vermiş, Seddülbahir'e "Zafer Sütunu" dikmeye namus sözünde bulunmuştuk. Böyle yeminli bir kıt'anın savaşı yarı bırakarak geri gitmesi yarımadanın mukadderatını tayin edecek
mühim bir mevkii bırakması çok şerefsiz bir iş olurdu. Nitekim askerlerimle birlikte çekilmedim ve taarruza devam ettim. Bu topraklarda ölecektik. Bu anlayışla düşmanı ta Morto Limanına kadar sürdük. Düşman askerleri gemilere binerek kaçmak istiyordu fakat kendi askerleri tarafından üzerlerine ateş açılıyor, savaşa mecbur bırakılıyorlardı.
Bir müddet sonra Alçıtepe eteklerinden Domuzderesi'ne doğru, telefata bakmayarak bir kıt'a geliyordu. Bu 19. Alaydı. Alay Kumandanı Sabri Bey, Alçıtepe'sine geldiği zaman, 26. Alay Kumandanını ve bazı müfrezeleri geride görünce, cephe hattına bakmış, çarpıştığımızı görünce Alayını ateşe sürmüştü. 19. ve daha sonra 20. Alayın imdadımıza yetişmesi üzerine düşman bir daha sürüldüğü yerden ileriye bir adım atamadı.
Askerlikte emir dinlememenin cezası idamdır. Eğer mukavemetimiz başarı ile neticelenmeseydi, bu cezaya çarptırılacağım muhakkaktı. Kader böyle tecelli etti.Alçıtepe'yi düşman eline geçmekten kahraman erlerimle birlikte kurtardım. Geri çekilme emrinin, Alay Kumandanına bazı müfreze kumandanları tarafından verilen yanlış bilgi neticesi olduğunu sonradan öğrendim.
Liman Von SardersMn bu muharebe hakkında Başkumandanlığa çektiği iki telgraftan birinde öğleden evvelkinde şöyle denilmişti: Düşmanın zayiatı 10.000 kadardır.
27-28 Nisan tarihleri mevzii muharebelerle geçti. 29-30 Nisan gecesi umumî hücuma, 19. Alayla birlikte katıldım. Sabaha karşı idi, siperde iken tepemizde bir şarapnel patladı, yanımda bulunan zabit vekili Galip Efendi ile birlikte beş yerimden yaralandım. Bir şarapnel parçası sol diz kapağımı parçalamış, bir diğeri sağ bacağıma girmişti ki, bu hâlâ bacağımın içindedir. Yaralanınca bayılmışım. Gözlerimi açtığım zaman, şiddetle devam eden muharebe gürültüleri arasında, yanıma uzanmış bulunan onbaşıya şunu dediğimi hatırlıyorum:
"- Beni alınız!"
Bir sedyeye koydular, sargı yerine götürdüler. Zabit vekili Galip Efendiyi daha evvel götürmüşler. Orada akşama kadar kaldık. Çünkü geriye hastaneye götürmek üzere geceyi beklemek lâzım geliyordu. Sargı yerinde iken tepemizde tayyareler uçuyordu. Nihayet bahriye hastanesine getirildim. Burada ayağımı kesmek istediler. Razı olmadım. Yedi ay tedavi sürdü. İyileştim fakat sakat kaldım
Güzeller güzeli Hüseyin Hüsnü; kabrin ismin gibi cennetül fırdevs'inmürgızarlarından biri olsun. Vatan sağolsun
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
esmerce
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 4642
Nerden : Akçay
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 3 Ağus. - 16:41

Abi selamlar,arada diğer başlıklara da yazsana iyice kaptırdın kendini bu sayfaya !
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 48
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 3 Ağus. - 20:35

29.Bölüm

RIBURNU KAHRAMANLARI VE MUSTAFA KEMAL'İN MÜDAHALESİ

1 25 Nisan sabahı, Arıburnu Azmak Deresi'nden güneydeki Çamtepe'ye kadar uzanan ve hemen hemen 12 km.'yi bulan genişçe bir tepeye yayılmış olan 2. Tabur'un 4. Bölüğüne mahsus toplam iki takımdan biri / Balıkçı Damları'na çıkan düşmanı durdurdu ve Haintepe'deki takım da düşmana ağır kayıplar verdirdi. Anzaklar imşi yallah diye saldırıyorlardı. Ne var ki tepelerinden gelen ateş onları yıldırmış, subaylar erlerini ve erler de subaylarını kaybetmişlerdi. Tam bir ana-baba günü yaşanıyordu. İki takım Türk kahramanı ise hem sayıca çok az olmaları ve mevcutlarının yarısından fazlasını şehit vermeleri ve mermilerinin de iyice azalması sebebiyle Kanlısırt ve Kırmızısırt işgal edilmiştir.
2. 9. Tümen 27. Alay Komutanı Yarbay Şefik Bey Hatıralarında 4. Bölük Komutanı Yüzbaşı Faik'in 25 Nisan için Anlattıklarında diyor ki: 25 Nisan gecesi saat 02.00'de düşman gemilerini gördük. Görenler Bigalı İdris ve Gelibolulu Cemil idi. Durumu hemen Tabur Komutanı İsmet Bey'e bildirdim. Gözetlemeye devam etmem istendi. Bu arada gemiler çoğalmaya başladı. Bu defa ben durumu Tümen Komutanlığına bildirdim. Telefona Asteğmen Nuri çıktı. Kurmay Başkanı ile görüştü ve ne kadar savaş gemisi olduğunu sordular. Tespiti mümkün değildi. Öyle cevap verdim. Konuşma kesildi ve Ay da kaybolunca gemileri göremez olduk.
3. Biraz hareketsiz kaldık ve sonra sahilde ateş başladı. Ben de yedeklerle birlikte Yükseksırt'a geldim ve Taburu tekrar bilgilendirdim.
4. İlk çatışma Haintepe'deki 2. Takım ve sonra ihtiyattaki 3. Takım ile olmuş ve yiğitlerin hemen tamamı şehit olmuştu. Balıkçı damlarındaki 1. Takımın ise 60-70 mevcudu vardı. Haintepe'deki Takım tükenince düşman Yükseksırt'ı işgal etmiştir. Bunu anlayan l. Takım Komutanı Azmak dereağzından Düztepe'ye çıkıp düşmanın önünü kesmek istemiştir. Bu birlik, kendilerine ateş eden Anzakların hemen tamamını öldürmüşlerdir.
5. Balıkçı damlarındaki 1. Takım görevini yapmış ve düşmanın o bölgeden ilerlemesini durdurmuştur. Keltepe'deki 3. Bölük de görevini yapmıştır. Ancak 4. Bölüğün kaybı ağır olmuş ve hemen tamamıyla kendini feda etmiştir. Şimdi sahildeki şehitlik, bu kahramanların anısını taşır.
6. l. ve 3. Taburlar Kabatepe'den tatbikattan dönüp saat 02.00'de istirahata çekilerek uykuya dalmışlardır. Top sesiyle birden uyanan Yarbay Şefik Bey'in konuyla ilgili konuşması şöyledir: "Hemen telefon başına koşup Taburu aradım. Bu top sesleri ne dedim. Düşman Arıburnu'na asker çıkarıyor dediler ve kiminle konuştuğumu hatırlamıyorum. Telefonu bırakıp Alayın hazırola geçmesi için gerekli emri verdim ve hazır hale geldik. Bu arada Tümen Karargâhını aradım. Durumu izah ettim ve bana duruma göre hareket edersiniz dendi. Top sesleri de seyrek seyrek devam ediyordu. Fakat oralardan içimi yakan bir uğultu geliyordu. Bu kesin Piyade taarruzu ve orada bir avuçtan ibaret olan ve yardımdan uzak, Alay arkadaşlarımızın kim bilir ne kadar çok üstün bir düşman karşısında, kim bilir nasıl bir sıkıntı içerisinde vazifelerini yaptıkları inancına kapıldım. İçim yanıyordu. Duramadım tekrar telefona sarıldım ve Kurmay Başkanı Hulusi Bey'e, arkadaşlarımız orada ateş içinde yanıyor, biz daha bekleyecek miyiz? Hareket için emir bekliyoruz" dedim. Hulusi Bey: "Şefik Bey, bu çıkarmanın bir nümayiş olması ihtimali var. Size nasıl hareket emri verebiliriz?" cevabını verdi. Artık dakikalar seneler gibi uzun geliyordu. ihayet saat 05.45'de emir geldi ve Conkbayırı'na hareket edebildik. Cebel bataryama, bizi takip edin emrini verdim. 2 Tabur asker yollardan, tepelerden ve ovalardan yürüyerek Kanlısırt'ın ve Kemalyeri'nin yamaçlarına ulaşmıştık. Hem donanmanın, hem balonun, hem tayyarelerin gözleri önünde ovayı tahminen bir saate yakın uzun bir zaman içinde geçtiğimiz halde bizi ateş altına almadıklarını bir iyi talih ve bir ilâhi lütuf kabul ettim. Gariptir ki o kadar uzun olan yürüyüş kollarımız ancak Kavakderesi'ne girerken gerilerimize donanmanın ateşi başladı. Fakat hangi hedefe ateş ettiğini biz anlayamadığımız gibi muhakkak donanmanın kendisi de bilmiyordu. Rasgele bir cayırtı gidiyordu. Tayyarelerin bizi göremediklerine de şaştım.
7. Yarbay Şefik, Alayı ile Maydos'tan hareket edip iki saat sonra 7.40'ta Kavakdere'ye gelmiştir. Tümen Komutanı, esas çıkarma harekâtını ise Kabatepe'deki Tabur Komutanından saat 04.45'te almıştır.İşte Şefik Bey'i 05.45'te değil de yaklaşık 05.00'te hareket ettirebilseydi, durum çok daha farklı olabilirdi. Ta ki Tabur Komutanının 05.20'de ikinci uyarısı, çıkarmanın ciddi ve yardımın acil olduğu şeklindeydi. İşte Tümen bu ikinci uyandan 25 dakika sonra Alayını harekete geçirebilmiştir. Alay 15 dakika içinde hazırlanıp yürüyüşe geçmiş ve 07.40'da da Kemalyeri'nin batısındaki sırta ulaşmıştır. Taarruz emrini ise 07.55'te yazıp Tümene göndermiş ve Alay 15 dakika istirahat, yayılma-açılma yaparak nihayet 08.30 ile 09.00 arası düşmana saldırıya geçmiştir.
8. Burada 3. tabur Komutanı Halis Bey, Edirnesırtı'nda yaralandı. Kan kaybetmeye başladı. Savaş alanını terketmek istemiyordu. Çünkü Mehmetçikler kendilerinden çok fazla düşmanla savaşıyorlardı. Durum çok ciddi idi ve gittikçe ağırlaşıyordu. Bunun üzerine arkadaşları zorla Sargıyeri'ne aldılar. Arkadaşlarına: "57. Alay buraya gelinceye kadar haberci askerlerden başka hiç kimsenin geriye bir adım atmamasını ve gerekirse hepsinin orada ölerek mevkilerini terk etmemelerini tembih etti. Ancak söz aldıktan sonra Sargıyeri'ne götürülebildi.
9. Mustafa Kemal ise 08.45'te Bigalı'dan hareket edip 09.45'te Kocaçimentepe'ye ulaşmıştı. 10.00'u biraz geçe de Kocaçimentepe'den Conkbayırı'na doğru yürümeye başladı ve burada Balıkçıdamları'ndan Düztepe civarına çıkmış olan sahil gözetleme ve korumasına memur 1. Takım eratı ile karşılaştı. Onlara süngü takıp vaziyet aldırdı. 2. Tabur Komutanına da saat 11.00'de süngü taktırıp Düztepe istikametinde taarruza geçilmesi emrini verdi. 57. Alayın ilk şehitlerinden biri 2. Tabur Komutanı Yüzbaşı Ata Bey idi.
10. İşte bu hal ve görüntü içinde 27. ve 57. Alaylar sağ ve soldan başlattıkları taarruzlarla öğleden sonra Kanlısırt-Kırmızısırt-Bombasırtı çizgisinde gerekli birliği sağlamışlar ve bu arada cepheye 3. Kolordu Komutanı gelerek; 27. Alayı da doğrudan Mustafa Kemal7in emrine vermiş ve Anzakların denize dökülmesini istemiştir. Denize dökülemediler ama Kırmızısırt doğusu ile Kanlısırt-Albayrak sırtlarının geri alınmasıyla iki tümen Anzak askeri perişan edilmiş ve 25 Nisan çıkarmaları tam bir fiyasko ile sonuçlanmıştı. Buna göre hedefledikleri Kocaçimen çizgisinden daha çok uzaklardaydılar.
11. Burada Avustralyalı yazar Alan Moorehad demektedir ki; 25 Nisan sabahı Anzakların tam Conktepe'yi işgal edecekleri sırada Mustafa Kemal ortaya çıktı. İtilâf Devletleri adına harekâtın en kötü rastlantılarından biri bu deha sahibi, küçük rütbeli komutanın tam o anda, o noktada Conkbayın'nda bulunmasıydı. Çünkü aksi takdirde Avustralya ve Yeni Zelandalılar pekâlâ o sabah Conkbayın'nı ele geçirebilirler ve savaşın kaderi orada, anda belli olurdu. Eğer Boğaza hakim bu tepeler ele geçirilebilseydi; o takdirde Türk savunmasının ta kalbine çok ciddi, hatta hayatî bir darbe indirilmiş olurdu. O gün, Mustafa Kemal içinden taşan bir serdengenlik, hatta zaman zaman tam bir çılgınlıkla savaşmıştır. Devamlı olarak en ön siperlerde dövüşüyordu.
12. Bunların yanında Anzak Tümen Komutanı General Bridges ise; "Vaziyet endişe vericiydi. Zira çıkış plânlan tamamı ile bozulmuş, berbat olmuştu, l. Tugay, kendisine verilen kıyı başını tesis etme görevinin ancak yarısını, o da zorlukla yapabilmişti. Birlikler yollarını kaybetmişler, birbirlerine karışmışlardı. Arazi müşkülâtı da eklenince Anzak Kolordusu'nün durumu tehlikeye girmişti. Saat 15.00'te 15.00'te 7 Anzak taburu perişan bir haldeydi. Subay zayiatı ağırdı. Saat 16.00 raddelerinde Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar geriye atıymışlardı. Manzara dehşet vericiydi."'
13. Zira Bebek 700 gibi bazı tepeler 5-6 defga alınıp verildi. Savaşlar çok kanlı ve çetin, çok acımasız cereyan etti. 27. ve 57. Alaylar sayıca kendilerinden dokuz kat üstün Anzak kuvvetleriyle dövüştü. İlk anda ilerleyenler olmuşsa da tamamıyla imha edilmişlerdir. Böyle ileriye çıkanlardan öğleden sonra sağ kalan olmamıştır. Bu bakımdan Anzak Tümen Komutanı "Manzara dehşet vericiydi" demekten kendisini alamamıştır. Arkasından da "hemen kaçıp gidelim" demişlerdi.
14. İngilizlerin Başkomutanı Hamilton ise İngiltere'ye gönderdiği bir mesajında: "Türk birliklerinin zalimce mukavemetine rağmen 29.000'den fazla asker altı plaj bölgesinde karaya çıktı. En tehlikeli cephedeyiz. Anzak Kolordusu 03.30 ile 08.30 arası sahile 80.000 kişi çıkardı. Zayiatımızın çok ağır olduğu muhakkak. Hedefime varamadım. Harekât başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Elimde iş görebilecek her askeri muharebeye sürdümse de düşman tahkimatı çok kuvvetli olduğundan makineli tüfekleri de pek iyi ve fenni kullandıklarından üzerlerine varılamamıştır. Başarı için çok cephaneye ihtiyaç var.2 Taze iki Tümen isteği ile telgraf sona eriyordu.
15. 26 Haziran 1915 günü, 9. ve 19. Tümenler düşmanı denize dökemediler ama ilerlemesine de meydan vermediler. Ayrıca 77. Alayın kaçak erlerinden 400 kadarı toplanıp, 2. Taburun emrinde yeni bir birlik kuruldu. Turşun'da bulunan 3. Tabur da Conkbayın'na getirilip yedeğe alındı. 26 Nisan günü cepheye Anzaklar 21 piyade Taburu toplarken; Türkler 14 Piyade Taburu toplayabilmişlerdi. Ayrıca karşı tarafın ateş gücü çok fazlaydı. Bu arada Kumkale'deki 15. Kolordudan 33. ve 66. Alaylar, Arıburnu Cephesine intikal ettirilmişti. Şimdi Arıburnu'nda 6 Türk Alayı vardı. Yani bir Kolordu.
16. 27 Nisan günü yapılan Türk taarruzları başarılı olamadı ama düşman da pasif kalmıştı.
17. 28 Nisan günü ise düşmanın Kanlısırt doğrultusunda yaptığı bütün taarruzlar durduruldu. 19. Tümen, 125 Alayın bir taburu ile takviye edildi. Gelibolu'daki 5. Tümen, Arıburnu Cephesine sevk edildi. EnVer Paşa'dan 5. Ordu Komutanlığına gelen mesajda ise takviye için 15. Tümenin İstanbul'dan yola çıkarıldığı bildiriliyordu. ''
18. 29 Nisan günü İngilizler Çanakkale Merkez Hastanelerini acımasızca bombaladılar. 30 Nisan-1 mayıs arası 5. Tümen birlikleri Arıburnu Cephesine intikal etti. 1-4 Mayıs arası yapılan kanlı savaşlarda iki taraf da istenilen neticeye ulaşamadılar. İngilizler bu 9 günlük savaşlarda 2.400 metre uzunluğunda 940 metre derinlikte bir cephe elde edebilmişlerdi.
19. 5 Mayıs 1915 günü Mustafa Kemal, Kemalyeri'ndeki karargâhını Conkbayırı'na taşıdı. Esat Paşa da Maltepe'den Kemalyeri'ne intikal etti. Ayrıca 25 Nisan-5 Mayıs arası Arıburnu Grup Komutanı Mustafa Kemal idi. 5 Mayıs itibarıyla yeni düzenlemeler yapıldı ve Mustafa Kemal 19. Tümen'in başına geri döndü. Grup Komutanı Esat Paşa oldu. Mamafih esas değişiklik 19 Mayıstan sonra gerçekleşti.
20. 6-13 Mayıs arası ise iki taraf da ikmal işleri ile uğraştı. Bu arada 7.500 yedek asker yeni birliklerine katıldı. Burada İngilizlerin 14 Mayıs gecesi Bombasırtı mevzilerine yönelttiği baskın hareketleri hakkında Mustafa Kemal'in şu ünlü sözlerini kaydetmek isterim: "Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulamamacasma hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur'an-ı Kerim okuyor ve Cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse Kelime-i Şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngüyle çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebeleri'ni kazandıran bu yüksek ruhtur."
21. Bombasırtı Olayı için, General Hamilton'un Çörçil'e yazdığı not: "Askerlerimiz, yarı sabit tahkimat karşısında, et-kemiğin yapabileceği her şeyi yaptılar. Buna rağmen zaptetmeye kadir olamadılar. Korkarım ki, bu pek kolay hazmedilir bir netice değil, fakat başka çare göremiyorum. Bu itibarla hemen 4 tümen asker istivorum".
22. 14 Mayıs 1915 günü Bombasırtı Savaşlarından sonra 15 Mayıs ile 16 Mayıs ve 17 Mayıs günleri, 18-19 Mayıs Savaşlarının hazırlıkları yapılmıştır. Enver Paşa, 10 Mayıs günü Gelibolu'ya gelmiş, 11 Mayısta cepheleri gezmiş ve 12 Mayısta ise İstanbul'a dönmüştü. 13 Mayısta da denetleme sonucunu gönderdi ve Arıburnu Cephesinde hemen bir taarruz yapılmasını istiyordu. Esat Paşa, taarruza karşı idi. Ama dinleyen olmadı. Bir kere savaş bölgesi 500-600 metrelik bir taarruz cephesi idi. Bu daracık cepheye 50.000 kişi nasıl sığdırılıp da savaşılacaktı? Sonuçta 10.000 kayıp verildi.Sanders, Esat Paşa'nm makûl ve gerçekçi teklifini ret etmeseydi belki bu kadar ağır zayiatımız olmazdı.
23. 17 Mayıs 1915 günü, 16. Tümen birliklerinin tamamı Arıburnu Cephesine yanaştırıldı. 2. Tümen keza. Burada Türk ordusu sayıca üstünlüğü sağlamıştı. Ama ateş gücü itibarıyla bir İngiliz tümeni, üç Türk tümenine eşitti.
24. 18 Mayıs gününün akşamı 2. Tümen, orta bölgedeki 16. ve 5. Tümen birlikleri ile yapmak istediği değişiklik sebebiyle başlayan karışıklık sonucunda çıkan çatışmalarda 2. Tümen etkili olamadı ve başarı şansına kaybetti. 19 Mayıs günü de etkili olunamadı. Halbuki Türk tarafının 50.000 askerine karşılık Anzak kuvvetleri 12.000 kişi idi ve 600 ölü vermişlerdi. Türk tarafının şehit sayısı 5.000'in üzerindeydi. Çanakkale Harekâtında 2. Tümenin askerleri genelde İstanbul Tıbbiyeli öğrencilerdi. Münevverlerimizin en çoğu 19 Mayıs Savaşlarında şehit olmuşlardır. ,
25. 20 Mayıs 1915 günü Yeni Zelanda Tugayı, güney cephesinden geri getirildi. 22 Mayısta ise Bombasırtı'nda bir çatışma yaşandı. Birkaç siper işgal edildi. Fakat 23 Mayısta o siperler geri alındı. 24 Mayıs günü şehit ve ölüler gömüldü. 25-28 Mayıs arası kayda değer bir olay olmadı.
26. 29 Mayıs günü düşmanın saldırısı geri püskürtüldü. 30 Mayıs-16 Haziran arası ciddi bir savaş yaşanmadı. Yalnız 16 Haziran günü 19. Tümen cephesinde kanlı bir çarpışma oldu. Gene 16 Hazirandan 24 Temmuza kadar ciddi bir çatışma meydana gelmedi. Ta ki 24-25 Temmuz günleri Kocaçimen bölgesine bir taarruz oldu ise de 19. Tümeni aşamadılar ve geri çekilmek zorunda kaldılar. Kısacası Arıburnu cephesinde 25 Temmuzdan Ağustos başına kadar her iki taraf da günlerini hazırlık yaparak geçirdiler.
27. 3 Ağustos 1915 gününün sabahı Anzak Kolordusu 7.000 askerle takviye edildi. 40 top keza. Ayrıca 6 Ağustos günü Anafartalar Bölgesine yapılacak çıkarmayı gözden kaçırmak için 3 Ağustos 1915 günü Seddülbahir bölgelerine aldatma çıkarmaları yaptılar. Ama Türkler uyumuyordu.
28. 6 Ağustos günü bir Avustralya tugayı Kanlıısırt'ta 16. Tümenin 47. alay Cephesine saldırıp işgal etmişti. Bu çizgideki savaşlar 8 ve 9 Ağustos günleri de devam etti ve fakat saldırılar buradaki Türk birlikleri tarafından basan ile püskürtülmüş ve düşman moralmen çökertilmiştir.
29. Kanlısırt, kanlı savaşlarla yıkanırken 19. Tümen Komutanı 7 Ağustos 1915 sabahı elindeki 14. Alayın 1. Taburunu Kocaçimentepe'ye ve son ihtiyatı olan 72. Alayın iki bölüğünü de Conkbayırı'na yöneltti. Komutanına da ne pahasına olursa olsun İngilizlerden önce Conkbayırı-Kurtgeçidi hattının tutulmasını istedi. Böylece İngilizlerin 7 Ağustos günü hedefledikleri Conkbayırı ve Kocaçimentepe geçitleri 72. alayın iki bölüğü tarafından, İngilizlerden önce kapatılmıştır.
30. Ancak savaş bu kadarla sınırlı değildi. 7 Ağustos günü 14. Alayın bir kısım birlikleri Aşmalı dolaylarında çetin savaşlar veriyor ve üstün kuvvetler karşısında bir taraftan da geri çekiliyordu. İşte 14. Alayın iyice sarsıldığı bir sırada 25. Alaydan gelen destekle tehlike geçici olarak atlatılmış oluyordu. Bu arada 9. Tümen Komutanı yaralandı ve cephe gerisine alındı, tümen 4. Tümen Komutanı Cemil Bey'e verildi. Cemil Bey, buradaki durumun nezaketine binaen 11. Alayı Kocaçimentepe'ye getirdi. Sonuç itibarıyla 14., 64., 25. ve 72. Alaylar, İngilizlerin taarruz plânlarının en can alıcı hedeflerini oluşturan Kocaçimen-Conkbayırı hattının ele geçirilmesine mani oldular.
31. 6 ve 7 Ağustos günleri Conkbayırı: Halit-Rıza Tepesi, Pilavtepe ve Keskintepe ve Şahinsırt'ta devam eden savaşlar; 8 Ağustos günü 06.00'da tekrar başladı. Özellikle 14., 64. ve 25. Alay cephelerinde korkunç savaşlar oluyordu. Birbirlerine 25-30 metre yaklaşmışlar ve saldırılar durup dinlenmeden 24 saat devam etti. Sonuçta İngilizlerin Conkbayırı ve Kocaçimentepe'ye yönelik saldırıları kırıldı ve savaşların bu can alıcı bölgesi sanıldığı gibi hiçbir zaman İngilizlerin eline geçmedi.
32. Conkbayın'nda 9 Ağustos 1915 sabahı İngiliz taarruzları tekrarlandı. Ancak iki taraf da çok yorgundu. Bu bakımdan mesafe alamadılar. Ancak Türkler Conkbayırı tepelerinden 7. Tümenin Damakçılık Bayın'na kadar ilerlediğini ve 12. Tümenin de Mestan ve Pınar Tepelerden İngilizleri temizlediklerini görüyorlar ve sevinç çığlıkları atıyorlardı. Kısacası 9 Ağustos günü her iki taraf da bulundukları yerde sanki ertesi günü 10 Ağustos günü yapılacak savaşları beklemeye başlamışlardı.
33. 9 Ağustos günü yapılan düzenlemelerle Kocaçimen ve Conkbayırı kesimindeki birlikler Anafartalar Grup Komutanlığı'na bağlandı. Yani Suvla Limanından doğuya uzanan geniş alana egemen olan Kocaçimen-Conkbayırı bölgesinin sorumluluğu ve komutanlığı Mustafa Kemal'e verildi. O da, 9 Ağustos 1915 günü öğleden sonra Anafartalar Bölgesinden akşamüzeri Conkbayırı'na gelin; 10 Ağustos 1915 günü yapılacak taarruz için 04.30'da taarruza geçilme emri verdi. 10 Ağustos Conkbayırı Muharebeleri, yarımadada o güne kadar geçen süngü muharebelerinin en korkuncu ve en dolgunu olmuştur. Yabancılar bu savaşları anlatırken "Kelimeler Yetersiz, Devler Ülkesinde Devlerle Yapılan Savaşlardı" sözcükleri ile anlatmaya çalışmışlardır.
34. 10 Ağustos Conkbayın Savaşlan'nda 47. Alay Komutanı Binbaşı Tevfık Bey ile 15. Alay Komutanı Yarbay İbrahim Şükrü Beyler şehit olmuşlardır. Anzaklar ise; 15. Taburun hemen hemen bütün subayları ile 400 erini, 14 Taburun 8 subayı ile 250 erini kaybetmişlerdir. Öteki İngiliz taburlarından birisi 2 subayla 47 ere düşmüş ve diğeri 17 subay ile 500 erini kaybetmiştir. Bir başka taburun bütün subay, er ve erbaşları ölmüş veya yaralanmıştı. Kayıp veya esirleri ise 350 kişi idi. Kısacası 6, 7, 8 Ağustos Conkbayın Savaşlan'nda ağır yenilgiye uğrayan İngilizler, 9 ve 10 Ağustos günleri de yenilginin pençesinden kurtulamamışlardır. Yani Conktepe'de Doğu ve Batı Medeniyetleri çarpıştı, Batı Medeniyeti yenildi. Şu da bir gerçek ki; Conkbayırı çarpışmaları her iki taraf için yerleri doldurulması mümkün olmayan yetişmiş insan kaybına mal olmuştur. Yani ülkelerini ileriye taşıyacak aydınların Çanakkale siperlerinde kalması, milletimiz için de yıkım olmuştur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
siyah&beyaz
ST
ST
avatar
Mesaj Sayısı : 2446
Nerden : izmir
Yaş : 48
Kayıt tarihi : 02/03/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Salı 3 Ağus. - 20:36

esmerce demiş ki:
Abi selamlar,arada diğer başlıklara da yazsana iyice kaptırdın kendini bu sayfaya !

A.s Tolga yazıyorum ya önce burdaki forumlarımı devam ettiriyorum daha sonra ilgimi çeken yerlerede yazıyorum
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
esmerce
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 4642
Nerden : Akçay
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Çarş. 4 Ağus. - 15:55

Tamam abi..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
YSF
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 5163
Nerden : Kayseri
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 24/04/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Cuma 18 Mart - 7:48

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy




Yaşamak bir dağa tırmanmak gibidir. Tırmandıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır ama görüş açınız genişler..!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
drmert
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 2899
Nerden : Hatay
Yaş : 38
Kayıt tarihi : 19/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Cuma 18 Mart - 8:00

Ruhları Şad Olsun.Allah hepsinden razı olsun.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
YSF
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 5163
Nerden : Kayseri
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 24/04/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Cuma 18 Mart - 8:02

Aminn.




Yaşamak bir dağa tırmanmak gibidir. Tırmandıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır ama görüş açınız genişler..!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
YSF
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 5163
Nerden : Kayseri
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 24/04/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Cuma 18 Mart - 8:03

Dün filmin bu sahnesi çok etkileyiciydi.





Yaşamak bir dağa tırmanmak gibidir. Tırmandıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır ama görüş açınız genişler..!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
esmerce
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 4642
Nerden : Akçay
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/02/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Çarş. 23 Mart - 21:22

Geçenlerde haberlerde gösteriyordu; deniz kenarında kaderine terkedilmiş toplar, açıkta kalmış kemikler..


Biri Türk lere küfretse herhalde bu kadar koymazdı agla
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
YSF
Moderatör
Moderatör
avatar
Mesaj Sayısı : 5163
Nerden : Kayseri
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 24/04/10

MesajKonu: Geri: (( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. )) Perş. 24 Mart - 6:14

esmerce demiş ki:
Geçenlerde haberlerde gösteriyordu; deniz kenarında kaderine terkedilmiş toplar, açıkta kalmış kemikler..


Biri Türk lere küfretse herhalde bu kadar koymazdı agla

Çok üzücü gerçektende yazık. Sad




Yaşamak bir dağa tırmanmak gibidir. Tırmandıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır ama görüş açınız genişler..!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

(( 18 Mart Çanakkale Kurutuluşu.. ))

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
14 sayfadaki 14 sayfasıSayfaya git : Önceki  1 ... 8 ... 12, 13, 14

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Focus Club Tr :: Ortak Alan - Sosyal :: Günlük Paylaşımlar-
İstatistikler - Top 10
En Çok Yazan
Yeni Konu / Mesaj
Kullanıcı AdıMesajları
Konu
Tarih
Yazan
uA_Y_C_A
9260 Mesajlar - 29%
YSF
5163 Mesajlar - 16%
esmerce
4642 Mesajlar - 14%
BARAN
3931 Mesajlar - 12%
drmert
2899 Mesajlar - 9%
siyah&beyaz
2446 Mesajlar - 8%
ALPER
1150 Mesajlar - 4%
madmax5
1092 Mesajlar - 3%
Anchowy61
914 Mesajlar - 3%
Samet Özeren
688 Mesajlar - 2%
SATILIK 2009 SONRASI ST ÖN IZGARA
2011 model arabamdan soğudum
Focus II sık karşılaşılan sorunlar
Ford Focus Comfort 2011 hakkında km sorunu.?
Yeni focus Fiyatları Belli Olmaya Başladı...
Yeni Ford Focus Avrupa (Türkiye) için Son Şeklini Aldı
Focus 2010 Trend
Bende Focuslandım
Yeni C Max hoparlör yardım öneri
Far Değişimi
Perş. 14 Tem. - 8:30
Perş. 30 Haz. - 6:07
Ptsi 20 Haz. - 22:13
Ptsi 6 Haz. - 22:15
Cuma 1 Nis. - 15:54
Cuma 1 Nis. - 8:26
Cuma 1 Nis. - 8:17
Cuma 1 Nis. - 8:14
Perş. 31 Mart - 22:11
Perş. 31 Mart - 21:53
kralcuneyt
YSF
aramasorma
cihangfb
blade20
YSF
YSF
uA_Y_C_A
posta464
Samet Özeren
Yetkinforum.com | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Kendi blogunuzu yaratın